Archive for Kasım, 2010

Kozmetik alışverişine devam

Daha önce bu konuda bir yazım olmuştu. Başlıktan anlayabileceğiniz gibi kozmetik alışverişlerim devam ediyor, ne kadarını tükettiğimi merak ediyorsanız; tükenen henüz yok ama azalanlar var =) Strawberrynet.com insanda takıntı haline gelen bir site. Boş vakitlerimde bu alışveriş sitesini ziyaret edip şenleniyorum diyebilirim. Çok fazla zamanınızı alan bir işiniz varsa en büyük eğlenceniz internette alışveriş yapmak haline gelebiliyor. Ama halimden şikayetçi değilim, ayağıma birkaç günde gelen kozmetiklerim ve hiç bıkmadığım, her defasında kendini yenileyen bir mesleğim var. Önce ki yazımda asla fondöten kullanmam demiştim ama asla, asla dememek gerektiğini unutmuşum , geçenlerde MAC’ta bir ürünün renginin bana yakışıp yakışmayacağını sorarken kendimi makyaj yaptırırken buldum, kızların kullandıkları tüm fırçalar beni benden aldı, annem ve kendim için göz fırça seti aldım sadece ihtiyacım olanı alırım ve hiç açgözlü değilimdir o yüzden hiç  kullanmadığım halde fondöten ile birlikte  fırçasını aldım.  Fondöteni fırçayla sürmenizi tavsiye ederim gerçekten çok farkediyor. Hem çok ince bir tabaka uygulamış oluyorsunuz by sayede cildinizdeki renk tonları dengeleniyor, kızarıklar kapanıyor, hemde kusursuzca yaymış oluyorsunuz fondöteni yüzünüze, boya fıçısı göüntüsü kesinlikle olmuyor. Tabi  bir de size kendinizi daha profesyonel hissettiriyor.  Yağlanma yapmadığı için mat fondötenler daha doğru tercih gibi geliyor bana, makyajı uygulayan kız mat görünüm ve iyi kapatıcı özelliği  için studio fix fluid tavsiye etti, benimde hoşuma gitti, oldukça doğal görünüyor. Ancak berbat bir kokusu var, sevgilim fondöten sürdüğümde benden uzaklaşıyor =(  Yani yine pek sık fondöten kullanan biri olamayacağım. Sadece davetlerde, özel gecelerde sürüneceğim. Zaten cildiniz problemli değilse çok fazla ürün sürünüp onu problemli hale getirmeye gerek yok. Bazen tam teşeküllü makyaj yapmak gerekebiliyor elde bu ürünleri bulundurmakta fayda var. Onun haricinde cilde çok fazla şeyin uygulanmasını doğru bulmuyorum.  Gelelim internet üzerinden ellerime düşen yeni ürünlere ve  kişisel yorumlarıma.

cosmetics

1- BOBBI BROWN -  Shimmer Brick Compact, Pink : Oldukça yoğun ve minik pırıltılarıyla cilde ıslak bir görünüm kazandırıyor. Ürünün daha yoğun renkli,  koyu tonlarıda mevcut. Pembe tonları çok doğal, ben buğday tenliyim eminim beyaz tenlilere çok daha güzel yakışır. Yüzünüze ışıltısıyla birlikte doğal bir ton katıyor. Cildinde pürüz, sivilce ve sorun olanlara pek tavsiye etmem, simlerin verdiği ıslak görünüm bozuk ciltlerde yağlanma gibi duracağından hoş görünmeyebilir. Pürüzsüz cildi olanlar için mükemmel bir ürün. Fırçasıyla birlikte geliyor. (şiddetle tavsiye ederim)

Read the rest of this entry »

Çocuk olabilmek

Ne zamandır  çocukluğumla ilgili anılarımı hatırlayıp duruyorum. Neden bilmem, ilk kez oluyor, ilk derken hafıza kaybına uğradım gibi anlaşılmasın, tabiki önceden de bazı şeyleri hatırlardım, genellikle sohbet ederken maceralar dökülürdü ortaya ama bu bir başka türlü anımsamak… Öyle ki eski sahneler kafamda canlanınca bazen gözlerim doluyor, “ah ne güzeldi!” diyorum. Acaba büyüdüğümü hissetmeye mi başladım ya da bebeklerle, çocuklarla çok fazla vakit geçirdiğimden midir? Size de oluyor mu bu garip özlem? Biraz anılarımla, özlemlerimle içinizi sıkayım o zaman, belki sizinde aklınıza birşeyler gelir, hatta paylaşmak istersiniz. Ne de olsa hepimiz çocuktuk bir zamanlar…

Çocukluğuma dair en çok özlediğim ya da hatırlayınca güldüğüm şeyler; (diyerek giriyorum konuya)

Her yerde uyuya kalma özgürlüğüm vardı. Kuş kadardım, babam nerede uyursam uyuyayım beni kucaklar soğuk yatağıma bırakırdı. Sanırım bu yüzdendir soğuk yatağa girmeyi çok severim hala, sıcaksa aynı keyfi vermez. Rahat bir çocukluğum oldu, zaten çok usluymuşum, ağlamazmışım, daha yürüyemezken uyunınca çarşaflarımdaki desenlerle oynarmışım. Oyun oynarken hiç kısıtlanmadım, yeri geldi duvarları, yerleri boyadık, yeri geldi evi una buladık, heryeri sularla kapladık, yeri geldi evde yapılmış zeytinyağlı oyun hamurlarını duvarlara fırlattık her yeri yağ yaptık…
Anneciğimiz bize hiç “yapma etme, aman kıracaksın, aman bozacaksın” demezdi. Gardolabımızın kapağını kırıp bir yerlere dayayıp kaydırak yapmıştık, oradan cümbür cemaat kaymak, evi parka çevirmek ne zevkliydi. Annem yaratıcılığımızı kısıtlamayı asla istememiş, çocukların mantığının olmadığını, yapma kelimesinden anlamadığını, yapmak istediğini yapmazlarsa mutsuz olacaklarını bilerek bizi hep mutlu etmiş. Arkamızdan bütün pisliklerimizi temizlemiş durmuş yani. Tabi barbielerime yenisini eklmek istersem ya da onlara yeni elbiseler almak istersem ve kotayı aşmışsam hiç yüz vermezdi yani bizi özgür bırakırdı ama şımartmazdı. Bazen ağlama komalarına girerdim, çatlardım dediğimi yaptırabilmek için ama hiç oralı olmazdı. Bu durumda yanıma benden 1.5 yaş büyük olan ağabeyimi gönderirdi. Ben hıçkırıklar içinde boğulurcasına ağlarken elinde bir kolonyayla gelir, yüzümü seve seve beni ferahlatırdı, sakinleşirdim. Evet olayda gıcık bir çocuk kaprisi ve cıngar çıkartarak ağlamak var ama sonu bence o kadar tatlı ki, galiba abimin ben ağlarken beni telkin etmesini de çok özlemişim.  Mesela annemle özel gecelerimiz vardı. Haftanın bazı geceleri TRT’de siyah beyaz  Türkan Şoray filmleri oynardı, ya 4 ya da 5 yaşlarımdaydım sanırım, iki kız başbaşa sarılıp izlerdik, hem biraz geç uyurdum, hem de annemle özel vakit geçirirdim, birlikte uyurduk, evin erkekleri ayrı oda da uyurlardı, ne kadar özeldi ve önemliydi benim için. Çocuk işte nelere  heyecan duyuyor :) Read the rest of this entry »

Google +1
Flickr
www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos and videos from ciseren korkut. Make your own badge here.
Etkinlikler