Archive for the ‘Doğum Fotoğrafları’ Category
Doğum fotoğrafçısı nasıl fotoğraf çeker
Doğum fotoğrafçısı olarak bu alanı denemek isteyenlerin veya sadece fotoğrafla ilgilenenlerin sorularıyla karşılaşıyoruz ve her zaman bu soruları yanıtlamak mümkün olmuyor, bazen uzun uzun cevap yazdıktan sonra bir satır teşekkür alamamaksa bizleri kırıyor. Hatta yakın zaman önce sevgili meslektaşım Alev Durmuşoğlu benzer bir yazı yazdı, biraz bizim durumumuzu anlatan bir yazıydı. Ve yine başka bir kıymetli meslektaşım Yeşim Mutlu doğum fotoğrafçılığı hakkında oldukça güzel, aydınlatıcı bilgilere yer vermişti blogunda. Bende yazmak istedim çünkü artık yeni gelen soruları yanıtsız bırakmaktansa, buyrun tüm sorular burada yanıtlanmıştır diyebileceğim.
Yanlış anlaşılmasın eğitim amaçlı bir yazı değildir, nacizane tecrübelerimi merak edenlere aktarmaya çalışacağım.
Doğum fotoğrafçısı kimdir, ne yapar, ne yapmalıdır, nerede durmalıdır, nasıl davranmalıdır, nelerin fotoğrafını çekmeli, neleri çekmemelidir , nasıl çekmelidir vs.
Babalar ve Kızları
Canım babamla ben 3 günlükken tanışmışız. Tezkeresini almasına 3 gün kala doğmuşum, “kızım oldu” diyerek 3 gece uyku uyumamış babam . Küçükken bir omuzunda ben, diğer omuzunda abim gezdirirdi güçlü babam bizi. Babam metanetlidir, belki cerrah olduğundan, belki evin reisi, biricik babamız olduğundan. Babamı hiç ağlarken görmedim, ilk kez dedemi kaybettiğimizde, sonra düğünümde, artık evlerimize gitme vaktimiz geldiğinde gözlerinin nemlendiğini gördüm. Artık onun çatısı altında, kolları altında olmadığımı düşündükçe gözlerim nemleniyor hala (tamam itiraf ediyorum şuan ağlıyorum)
Babamla çok düşkün olduğumuzu bilirdim de bu kadar özleşeceğimizi bilmezdim, hele bu duruma alışamayacağımızı hiç düşünmemiştim. Her hafta yanına gittiğimde sanki evime dönerken aylarca görüşemeyecekmişiz gibi hüzünle ayrılıyorum yanından.
Daha önce “Anne Yüreği” diye bir yazı yazmıştım. Bir çok kişiyi, en çok anne adaylarnıı ve anneanne olacakları, olmuşları etkilemişti. Babamla yaşadığımız şu hüzünlü dönemi yaşarken şimdi farkediyorum ki, babalar ve kızları arasında garip bir hüzün var. Anne kız arasında bu hüzün olmuyor. Nasıl yazacağımı, tarif edeceğimi bilemediğim bu duyguları yaşayanların beni anlayacağını diliyorum. Tarif edebileceğim birşey değil. Annemi özlemiyor muyum? Belki daha çok özlüyorum ama aynı hüzün yok, belki annemle herşeyi paylaşabildiğim içindir. Babamla aramızda konuşulamayan, duygularımızı boşaltamadığımız bir yumru var içimizde. Korkarım hep kalacak orada.
İki normal doğum iki kardeş
04.04.2008 Henüz Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım bölümünde öğrenciyim, bitirme projeme hazırlanmak üzereyim. Meslek olarak düşünmediğim, hobi olarak sürdürdüğüm doğum fotoğraflarıma bir de normal doğum eklemiştim o gün. Sıla dünyaya gelmişti. Çok değişik bir bebekti. Bir sürü bebek gördüm ondan sonra ama onun gibisini hala görmedim. Neyse hikayeyi başa alarak konuya ikinci bir giriş yapacağım.
Sevgilim Murat’ın çok değerli arkadaşı Seda, arkadaşının doğumu olduğunu bir kaç ay öncesinden haber verdi bize , ona güzel bir süpriz yapmak istiyordu. Fotoğraflarımı görmüş çok beğenmiş uygun bir hediye olacağını düşünmüş. Seda öyle zariftir, iyi bir insandır ki arkadaşları için hep ince hediyeler düşünür, her zaman onalara sonuna kadar destek olur. Bu doğum sonrası onu da tanıma şansım oldu, hatta 25 Eylül 2009 da onunda kızının doğumunu çektim yani Seda artık benimde canım arkadaşım =)
Zorlu Bekleyiş
Yine bundan bir kaç ay öncesiydi, Ntv’nin bir diğer güzel spikeri Berfu Güven ile doğum fotoğrafları için mailleşmiştik. Fotoğraflarımı görmüş çok beğenmiş birlikte çalışmak istiyordu. Hamileliğinin sonlarına doğru ilk çekimimizi yapmak üzere sözleştik. Arkadaşım Sevgi ile evlerine çekim yapmaya gittik. Bizi karşılayan güleryüzlü genç bir çift vardı kapıda, sıcak kanlı, misafirperver çiftimizle sohbet eşliğinde yavaş yavaş çekim yapmaya, birbirimize alışmaya başladık. Biraz evde biraz bahçede güzel bir çekimi tamamladık. Biraz daha sohbet ettikten sonra ayrıldık. Demir bebeği normal doğum ile bekliyorduk. Bu yüzden biraz gergindim, ya başka bir çekim ile çakışırsa, ya orada olamazsam diye stresli bir bekleyişteydim. Doğum zamanı yaklaşmıştı, ha geldi ha gelecekti Demir. Ancak Berfu’nun doktoru Doç.Dr.Ramazan Mercan kongre için Roma’ya gidecekti. Tabi ki Berfu kendi doktoruyla yola devam etmek istiyordu. Demir ise hiç oralı değildi =) Keyfi yerinde yatıyordu annesinin karnında. Artık Ramazan Bey gitmeden bir gün önce suni sancı ile normal doğum denendi. Sancı verilmeye sabah erken saatlerde başlanmıştı, saat 2′ye kadar ara ara sürekli telefondan durumu takip ettim sonra aklımı bir düşünce sardı, “Doktor bey yarın sabah gidecek, saat 3 e geliyor bence saat 6 ya kadar gelişme yok diyerek sezaryene alır Berfu’yu, eh o saatte de trafik yoğunlaşacak, peki ya YETİŞEMEZSEEEMM!!!”
Berfu ve eşi Gökhan’la çok iyi anlaşmıştık, çok sevdiğim bir aile, o an onlarla olmayı çok istiyordum. Onlarında en az benim kadar çok istediğini bilmek bu istediğimi arttırıyordu. Dayanamadım 14.30′da Amerikan Hastanesi’nin yolunu tuttum. Odaya girdiğimde kalabalık bir aile heyecanlı bekleyişteydi, Berfu gayet iyi görünüyordu, çok dayanıklıydı. Saat başı muayneler takip etti, bekledik, bekledik, bekledik.. bir gelişme yok 3 saat sonra tekrar muayne.. derken beklemeli miyim yoksa gitmeli miyim? Bilemedim. Ama ya birden sezaryene alınırsa.. Normal doğum devam etse sorun yok, buna gidip gelmeye zamanım yeter ancak sezaryen çok hızlı gelişiyor ve o an bir doktorun son derdi bebeğin fotoğrafları olacaktır. Tabi doğum öyle bir süreç ki 10 saat gelişme olmuyor birden 30dk da doğum gerçekleşebiliyor. Yakın zaman önce bu şekilde saatlerce bekleyip doğum anını kaçırdığım bir bebeğim olmuştu ne yazık ki =( Bu yüzden birazda paranoyaklık çökmüştü üzerime. Berfu’da kararsız beni zorlamak istemiyor, beklediğim için üzülüyordu, sancıyla kıvranırken sürekli Çiseren napıyor, Çiseren’e iyi bakın diyip duruyordu, kendinden çok beni düşünmekteydi =) Ve ne yapalım diye konuşurken sen bilirsin ne olacağı belli değil derken, güzel gözlerinden gitmememi istediğini çok net görebiliyordum. Bende çok belirsiz bir süreçte olduğumuz için karar vermekte zorlanıyordum ama kaçırmaktansa hastanede beklemeyi tercih ettim. Zaten bu stresle eve gidip çalışmam mümkün değildi artık. Nasılsa odamızda kocamandı =)
Çiseren’in 100. Bebeği ARAS GÜLLE
Lalehan ile bebeğinin doğum tarihinden bir süre önce iletişime geçmiştik. İlk önce bir arkadaşlarının bebeğinin fotoğraflarıyla tanımışlar beni, doğum sırası Lalehan’a gelince doğum fotoğrafçısı araştırması yaparken tekrar rastlamış bana. Kararı netleşince, tarihi kesinleşince 18 Mart Aras’ın doğum günü için programımda yerini aldı. Internatiol Hospital’da gerçekleşecekti doğum. Hem evime yakın hem de çekim açısından bol ışıklı suit odasını çok sevdiğim bir hastanedir. Keyifle sabah kalkıp hastanenin yolunu tuttum. Lalehan’ın odasına girdiğimde aile yakınlarıyla merhabalaşıp kendimi tanıttım, karşımda bir de genç ve güzel bayan otuyordu, kafamı hasta yatağına uzattım ” Lalehan uzanıyor sanırım” diyerek, ama karşımdaki güzel bayan “Lalehan benim” dedi. Önden bakınca hamile olduğunu zar zor anlayabildiğim güzel kadınmış meğerse az sonra doğum yapacak olan =) Doğum saatine kadar son göbekli fotoğraflarımızı çektik, son gergin, geçmek bilmeyen dakikalar derken nihayet ameliyathaneye indik ve epidural sezaryen ile Aras 18.03.2010 saat 12:52′de nur topu gibi dünyaya geldi, ilk muayneleri sonrasında anne-babasının kollarına verildi.
Çiseren’in 100. Bebeği
2008 yılında, doğum fotoğraflarının mevcut olanlardan daha duygulu olması gerektiğine inanarak ve bu merakımı yenmek için başladığım doğum fotoğrafçılığına, 1 seneyi aşkın süredir profesyonel olarak devam ediyorum. Duygusal bir kadının bir kere bulaştımı asla kopamayacağı bir iş meslek bu. Toplum nazarında çok daha prestijli olan mesleğinizi bir kenara fırtalatabilirsiniz hiç düşünmeden :)
İşime okulumdan mezun olup özgürlüğümü ilan ettikten sonra 2008 Aralık ayında kendi tasarımım, göz nurum, çok sevilen, beğenilen, sürekli övgüler alan ve şimdiler de pıtrak gibi kötü taklitlerinin türemeye başladığı websitem ile başladım. Websitemi yayına soktuğum aynı hafta hemen emeğimin karşılığını toplamaya başladım. Bana en büyük özgüveni verende bu oldu, hiç çırpınmadan, emeğimi segileyerek bu ülkede karşılık görmeye başlamıştım, hemde bu kadar yeni bir meslekte. O zamandan beri nice güzel ailelerle tanıştım, bir çoğu ile dost olduk, bazen birlikte ağladık, bazen kucaklaştık. Çok şükür hiç kötü anımız olmadı, sevinç gözyaşlarımızdan başka damlalar akmadı gözümüzden. Uzun yıllar tekrar tekrar görüşmek üzere sözleştik… Artık 1. yaşları kutlamaya başladık bile :)
Gel zaman git zaman 100. bebeğime sadece fotoğraf çekip sunarak, işime aşkla sarılarak, başkalarının ne yaptığını umursamadan, onları sinsice gözetlemeden ya da yanaşıp sömürmeye çalışmadan, katkısız, katıksız, desteksiz ulaştım. Ne bir doktorun kapısını çaldım, ne bir hastane kapısını aşındırdım. ( Bir doktor kızı olarak, doktorların kapılarını yersiz yere tıklatan, vakitlerini çalan insanlardan ne kadar irite olduklarını iyi bilirim, en azından bu işlere zaman ayıramayacak değerli hocalar için bu böyledir…)
İlk Öpücük
Bu sefer bir şey anlatmayacağım, sözü doğum fotoğrafçısı olarak sürekli tanık olduğum, insan ömründe ki en en değerli saniyelere, anne ve bebeğin ilk buluşmasına bırakacağım. O an dünya sonsuza kadar sürecek olan bu aşkın etrafında döner. Bazen anneler minik meleklerini öper, bazen de minik melekler annelerine minicik dudaklarıyla öpücükler kondurur. İzlemeye doyum olmaz… (Fotoğrafları büyütmek için üzerine tıklayabilirsiniz.)









Facebook
Flickr
Twitter