Archive for the ‘Günlük’ Category
Babalar ve Kızları
Canım babamla ben 3 günlükken tanışmışız. Tezkeresini almasına 3 gün kala doğmuşum, “kızım oldu” diyerek 3 gece uyku uyumamış babam . Küçükken bir omuzunda ben, diğer omuzunda abim gezdirirdi güçlü babam bizi. Babam metanetlidir, belki cerrah olduğundan, belki evin reisi, biricik babamız olduğundan. Babamı hiç ağlarken görmedim, ilk kez dedemi kaybettiğimizde, sonra düğünümde, artık evlerimize gitme vaktimiz geldiğinde gözlerinin nemlendiğini gördüm. Artık onun çatısı altında, kolları altında olmadığımı düşündükçe gözlerim nemleniyor hala (tamam itiraf ediyorum şuan ağlıyorum)
Babamla çok düşkün olduğumuzu bilirdim de bu kadar özleşeceğimizi bilmezdim, hele bu duruma alışamayacağımızı hiç düşünmemiştim. Her hafta yanına gittiğimde sanki evime dönerken aylarca görüşemeyecekmişiz gibi hüzünle ayrılıyorum yanından.
Daha önce “Anne Yüreği” diye bir yazı yazmıştım. Bir çok kişiyi, en çok anne adaylarnıı ve anneanne olacakları, olmuşları etkilemişti. Babamla yaşadığımız şu hüzünlü dönemi yaşarken şimdi farkediyorum ki, babalar ve kızları arasında garip bir hüzün var. Anne kız arasında bu hüzün olmuyor. Nasıl yazacağımı, tarif edeceğimi bilemediğim bu duyguları yaşayanların beni anlayacağını diliyorum. Tarif edebileceğim birşey değil. Annemi özlemiyor muyum? Belki daha çok özlüyorum ama aynı hüzün yok, belki annemle herşeyi paylaşabildiğim içindir. Babamla aramızda konuşulamayan, duygularımızı boşaltamadığımız bir yumru var içimizde. Korkarım hep kalacak orada.
Şimdi dikkatim daha çok babalar üzerinde, evet anne yüreği başkadır demiştim, o konuda hala aynı düşünüyorum :) Ama babaların kalbi taş değil ya! Biz kızlar babalarımızın gözyaşlarına alışkın değilizdir. Ama kızlarının onlara yaşattığı bu büyük günlerde çözülürler. Sanırım ben doğum yapsam, ben kendimi tutamam onu gördüğüm an hıçkırarak ağlarım. En iyisi ben babamı doğumdan 3 gün sonra göreyim yine :))
Küçük bir kız çocuğu görüyorum
Yıllar sonra tek bildiğin yerden uzaklaşmak çok zormuş. Çok sevdiğin insanla “yeni” bir hayat kurmanın belki tek zor yanı buymuş. Hala tüm sorumluluklarım babamda, sanki hala çamaşırlarımı annem odama getirecekmiş gibi hissediyorum. Küçüklük fotoğraflarımı görünce artık hüzünleniyorum, insanların neden geçmişlerini çok fazla düşündüklerini ya da özlediklerini şimdi anlayabiliyorum. Babamın omzunda zıpladığım, annemin koynunda uyuduğum günleri düşünüyorum. Dünyamın kaygısız olduğu güzel günleri herşeyden çok özlüyorum.
Nereye baksam hep küçük bir kız çocuğu görüyorum. O ileriye bakıyor, ne saf ki daha çabuk büyümek istiyor ama ben onun arkasında sadece küçüklüğümü özlüyorum.
Çiseren’in Naz Bebeği
25.03.2009′da dünyaya geldi benim Naz bebeğim. Henüz yeni olduğum bu meslekte doğumunu çektiğim ilk kan bağımdı . Ameliyat masasında yatan en küçük teyzemdi, abla kardeş gibi büyüdüğümüz canım teyzem. Hastasının başında bekleyen doktor ise en büyük teyzemdi, aile heyeti Naz’ı karşılamaya hazırdık. Aslında o doğduğunda anladım ki pekte hazır değilmişim, bu kadar heyecanlanacağımı, buğulanan vizörümden birşey görmeden fotoğraf çekeceğimi bilmiyordum, gözyaşıyla dolan gözlerim yüzünden etrafı flu görüyordum. Ne büyük heyecan ne büyük duygu yoğunluğu, ilk çektiğim doğumda bile böylesine büyük bir heyecan hissetmemiştim , onda bile bu kadar ağlamamıştım.
Teşekkürler
İnsana yaşamanın güzelliğini her an hatırlatan bu güzel mesleği yapmaya başladığımdan beri çok insan tanıdım, çok insan sevdim, bir çoğu da beni sevdi bilirim.
Başka birşey bizim paylaştığımız, en özel, çok özel günleri paylaşmanın dışında, bir yürek bütünlüğü, bir sevgi yumağı hali bizimkisi. Emeğe saygı, emeğe sevgiden geliyor kaynağı, ondan sonra zaten anlıyoruz birbirimizi. Daha tanışmadan, ilk telefon görüşmesinde ya da ilk mailde seviyoruz birbirimizi. Sonra söylediğimiz şey aynı oluyor karşılıklı, “ilk konuşmamızda çok iyi bir elektrik aldım senden” Anlatılmaz yaşanır ancak yaşayanlar anlar halimi. Başka bir işte yoktur bu alışveriş. O yüzden bilirim imrenen çoktur, kime desem doğum fotoğrafçısıyım diye hemen yüzünün ifadesi gevşer, sorular sorar, hele bebeklerimin fotoğraflarını görünce artık o anda bana bir başka bakar o gözler yüzüme. Ne mutluluktur anlatamam. Elimden geldiğince bilmeye çalışırım yaşadığım güzelliklerin kıymetini. Yoruldum diye şikayet etmeye utanır oldum artık. Çünkü kemiklerim sızlasa bile, bilgisayarımı açınca her daim bana gülen farklı bir minik yüz vardır ekranımda. Sonra teşekkür için arayan güzel sıcak bir ses duyarım telefonda, ya da hüngür hüngür insanı ağlatan satırları yazan benden daha romantik bir anne.
Beni mutlu eden çok insan var artık hayatımda, hatta şımartan. Özellikle bu yaz başından beri her türlü manevi destekleriyle bu güzel aileler yanımda oldular. Güzel sözleriyle, anlayışlarıyla, sabırlarıyla, tavsiyeleriyle ve tatlı bebekleriyle. Duygu seli yaşıyorum uzunca zamandır, sürekli şükrediyorum bu yola sapmamda katkısı olan herkese. İçimde tutmanın anlamı yok, mutluyum, mutluluktan ağlayacak kadar çok hemde. Nazar değecek yazma etme, gösterme etrafa diyorlar, ama biliyorum beni koruyan çok göz var, çok yürek var, koruyucu meleklerim sayesinde o kötü gözlerin bana işlemeyeceğine yürekten inanıyorum.
Balayı baldan tatlı
Balayımız henüz bitmeden, tam da son gecesinde artık fotoğraflarımıza bakıp, blog yazma vaktidir. İnanın henüz bakıyorum balayı fotoğraflarımıza. Şubat’tan bu yana uzak kaldığım internet hayatım artık herşeye rağmen canlı olacak demiştim değil mi bakın bu ay ki ikinci yazım =) Pek bilgi verip derine inmeden, gezdiğimizi gördüğümüzü paylaşma amaçlı hızlıca geçeceğim yoksa bu tarihi yerlerle ilgili anlatılacak tonla şey var. Bir dolu fotoğraf var sanırım ennn fotoğraflı yazım olacak. Umarım keyif alısınız. Takip edenlere kocaman sevgiler, teşekkürler.
Döndüğümden beri çekimler, bebekler kovalamaca oynamaktayız. Düğün öncesinden kalan bir kaç çekimin düzenlemelerini henüz tamamladım inanamıyorum. O sabrı çınar gibi yüce, “sen rahat rahat balayını yap gel gönderirsin fotoğraflarımızı” diyen güzel insanların teşekkür telefonlarını, maillerini nihayet aldım. Hepimiz mutluyuz. Darısı bu ay çekilen bebeklere :)
Gelelim balayı maceramıza. Geçen sene 4 günlük kısa kaçamak şeklinde bir tatil ardından, tatile hasret şekilde gittik balayımıza. Ama biz kumsal, havuzbaşı yat aşşa sür kakao yağlarını haydi kavrulmaca yapamayan bir çiftiz ezelden beri. Ama inanın öyle canım çekiyor ki şuan o tatili. Kemiklerim sızlıyor desem yeridir. Hararetli bir kış çalışma dönemi ve düğün+ev hazırlıkları peşinden bizi engebeli bir balayı beklemekteydi. İlk hayallerimiz vietnam gibi azman cografyalar iken ne olduysa bir kaç felaket haberi, uzak diyarlarda minibus kazasında ölen genç balayı çifti haberleri derken annemin yüreğine indirmemek için yakın bir yerlere gitmeye karar verdik. İtalya sahilleri dediğimde annem “ee tabi kızım yaaaa, ne işiniz var vietnamda” diye sevince boğuldu.
E peki şimdi ne olacak?
Tam bir sene önce hayatımın aşkına sımsıkı sarılmış, evlenme teklifine “evet” dedikten sonra, , karşılıklı ağlaşıp ama bir yandan da kahkahalarla gülerken bu soruyu sormuştum “E peki şimdi ne olacak ?”.
Ne mi oldu? Evlendik… Herşey bir anda oldu sanki. Evlenenler bilir, insanda zaman mefhumu kalmıyor o dönemde . Çeyiz düzmece, ev bakmaca, koltuk almaca, sehpa bulmaca… Bitmez evin alışverişi (ki hala bitmedi).
Herkes size ahkam keser “şurda şunlar çok güzel mutlaka git bak”, “ayy diktir gelinliği balık model olsun”. Sen bitkin solgun bir suratla bu konuşmaları dinlerken finali “bunlar tatlı telaşlar” diye yaparlar, gel o tatlı telaşı buyur sen yaşa diyesin gelir. Yüzün çökmüştür, düzensiz yaşamaktan, sağlıksız beslenmekten kilo almışsındır belkide vermişsindir, diet yapmaya hiç niyetin yoktur, bir yandan komada gibi çalışırsın ve bir zaman yaratmaya çalışırsın ki oturacak ev bakasın… Sonra o evi dolduracak eşyalar vardır ki asıl olay odur. Müstakbel eşinle zevkleri uydurmaya çalışırsın, hiç dalaşmadığın o biricik sevgilinle kısa bir dönem kedi köpek gibi olursun, “ahh ne oldu bize” der şaşırırsın. Neyse ki bizim o dönemimiz çok kısa sürdü. Herşeyi hızlı hallettik, çok dolaşmadık, bu yüzden çok da dalaşmadık :D Tüm dönemde sakin olmaya çalıştım, Murat daha stresliydi, koltuk alırız sorun çıkar çocuk kendini yer bitirir, internet bağlatırız sorun çıkar çocuk kendini tüketir… Ben onu telkin etmekten olgunlaştım sanki resmen, evliliğe adımları sağlam attık.
Ladin
Ladin’in muhteşem hikayesi daha doğmadan çok önce başlamıştı, herkesin bebeği kıymetlidir ama Ladin’in dünyaya gelme mücadelesi oldukça etkileyiciydi. Ben bu hikayenin renkli, neşeli, oldukça keyifli tarafındaydım. Esra Sert’in hamilelik fotoğraflarını çekmiştim, bizim çekimden hemen sonra Vatan Gazetesi’nde röportajı olacaktı, gazetede benim fotoğraflarım kullanılmıştı ama röportajın içeriğinden haberdar değildim, Esra’nın yaşadıklarını Ayşe Aydın’ın röportajında okuyunca inanamamıştım. Neşeli duruşuna bakınca, bir ordu adamın kaldıramayacağı zorlukları sırtlamış ve herşeyi arkasında bırakmış birisi olduğunu bilemezdim.
Geçen sene bu zamanlar Ladin’in dünyaya gelimesini beklemekteydik, bu yüzden yetişememe korkusu yaşayarak stresli bir dönem geçirmiştim ancak herşey yolunda gitti, Ladin sevinç gözyaşlarıyla karşılandı. 42. haftanın sonunda, epidural sezaryen ile, 28.02.2010′da aramıza geldiği anda gözleri kocaman açık, etrafa gayet cool bakışlar atıyordu =) Genelde bebekler mosmor doğarlar ama Ladin pespembikti, üstelik ağlamıyordu, bizleri süzüyordu resmen. Read the rest of this entry »
Anne Yüreği
Hep sorulur doğum fotoğrafçılarına, sizi en çok ne etkiler doğum olayında diye. Beni en çok etkileyen ilk şey bebekle annenin kavuşma anıdır, dünyanın en kutsal saniyeleridir o an. Aynı bedeni paylaşan 2 canın sonunda sıcacık ten temasları gerçekleşir, her anne der ki “sıcacıktı yanıma verdiklerinde” o sıcaklık annesinden geçen sıcaklıktır, içinde saklamış, korumuş, beslemiş, ısıtmış, büyütmüştür annesi bebeğini, işte bu kucağına alabileceği an için. Bebeğin anneyi hissettiği anda susması, annesinin göz pınarlarında biriken gözyaşları… Tarif edilmez tanık olanlar bilir, asıl yaşayan bilir derler ya. Öyledir. Uzaktan seyretmesi bile bana ağlamak için fazlasıyla yeterli bir sebep.
Ama bundan başka kalbime dokunan başka anlarda vardır. Yine içinde anne vardır, anneler vardır. Evladını doğuma gönderen annedir içimi burkan. Benim annem çok evhamlıdır, bizde genetik birşeydir annelik içgüdüsü, koruyuculuk. Öyle ki yolda bir çocuğu düşerken görsem annesinden önce koşar tutmaya çalışırım, iç güdüsel bir refleks sanırım. Kimi insan doğumdan sonra bile bu içgüdüye sahip olamıyorken daha doğmamış çocuğumun henüz portakal bile olmadığı bir dönemde bu iç güdüye sahip olmak pek iyiye işaret değil gibi. Çoçuğunu aşırı koruyan, evhamlı bir anne aday adayıyım belli ki =)






Facebook
Flickr
Twitter