Archive for the ‘Günlük’ Category
Pedofilik Moda Anlayışı
Aslında benim blogum toz pembe bir blogdur, Çiseren’den pembe masallar başlığı altında hep güzel deneyimlerimi, sevinçlerimi paylaştığım yazılar içerir. Neler yazmak istedim ama olumsuz olduğu için yazmaktan kaçındım, rengim toz pembe kalsın istedim. Ancak ne zamandır canımı sıkan ve artık susamayacağım bir konu var “Çocuk İstismarı”.
Bana sürekli cast ajanslarından mailler, telefonlar gelir, “fotoğraflarınızda ki bebekler çok güzel, çok beğeniyoruz acaba çalıştığınız ailelerden, çocuğunu cast ajanslarına kayıt ettirmek isteyenler var mıdır?” diye sorar iletişim bilgilerini isterler.. Bende “hepsi çalışan insanlar, pek bunlarla uğraşacak zamanları olduğunu sanmıyorum, ayrıca ben sadece işimi yaparım, bu tip işler için ben onlara teklif götüremem” diyorum, ne diyebilirim ki başka. Ara sıra da “benim çocuğum pek güzel, şeker bir çekseniz ablası” diye mailler gelir. En son bu ikisininde bir arada olduğu enteresan bir mail aldım. Cevap bile yazamadım. Aslında maili okuyunca ne var canım diyebilirsiniz ama işin iç yüzü öyle değil. Maili atan babanın affına sığınarak buraya kopyalıyorum.
“Merhaba benim adım h.e 3 yaşında çok güzel ve değişik bir kızım var adı n. kızımın reklamlarda oynamasını isityiorum ve oynıyabileceğini düşünüyorum çok tatlı ve değişik bir kızım var facede fotoları var benim adımdan girip inceliyebilirsiz teşekkürler kolay gelsin ilgilenirseniz beni arayın 0 5.. … .. ..”
Nişan arkası
18/12/2010 itibariyle artık nişanlıyım. Nişanlamış olmamızın dışında, tüm organizasyonu üstlenerek, dar zamanda herşeyi yetiştirerek bu işi başarıyla tamamlamanın gururunu yaşıyorum. Evet bir nişanlı olarak deneyimlerimi bu yazımda ele alacağım. Hazırlık içerisinde olan heyecanlı kızlar okusun, çok fazla kasmamak gerektiğini anlayıp bir oh çeksinler istedim.
Benim kadar hisli birinin bu kadar özel bir gece hakkındaki yazısına bu kadar ruhsuz girdiğine şaşırabilirsiniz ama aslında olayın ucu çok uzaklara, eskilere gider… Geçtiğimiz 14 Temmuz’da tüm sülalemiz, eş dost, hasım, hısım, bir kısım tarafından beklenen teklifi aldığımda, ıssız bir yerde, gün batarken uçurumun kenarında sevgilimle sarmaş dolaş olup, karşılıklı mutluluktan ağlaşırken “peki ya şimdi ne olacak” demiştim =) İşte ne olacak kısmına sonunda geldik hatta geçiyoruz. Evlenme teklifi kısmını atlıyorum bu kadar detay fazla bile. Ama hep hayalini kurduğum, filmlerde gördüklerimizden daha şoke edici ve ayaklarımı yerden kesen bir teklifti, ne yalan söyleyeyim sevgilimden bu performansı beklemezdim. Gözlerimi kapatıp o anı tekrar düşündüğümde hep uçarak o uçurumu geçtiğimi ve denizin üzerinde süzüldüğümü görüyorum ya da Murat’ın yamaca çok yakın olduğunu ve neredeyse düştüğünü görüp irkiliyorum… Eminim pskolojik bir açıklaması vardır =)
Çocuk olabilmek
Ne zamandır çocukluğumla ilgili anılarımı hatırlayıp duruyorum. Neden bilmem, ilk kez oluyor, ilk derken hafıza kaybına uğradım gibi anlaşılmasın, tabiki önceden de bazı şeyleri hatırlardım, genellikle sohbet ederken maceralar dökülürdü ortaya ama bu bir başka türlü anımsamak… Öyle ki eski sahneler kafamda canlanınca bazen gözlerim doluyor, “ah ne güzeldi!” diyorum. Acaba büyüdüğümü hissetmeye mi başladım ya da bebeklerle, çocuklarla çok fazla vakit geçirdiğimden midir? Size de oluyor mu bu garip özlem? Biraz anılarımla, özlemlerimle içinizi sıkayım o zaman, belki sizinde aklınıza birşeyler gelir, hatta paylaşmak istersiniz. Ne de olsa hepimiz çocuktuk bir zamanlar…
Çocukluğuma dair en çok özlediğim ya da hatırlayınca güldüğüm şeyler; (diyerek giriyorum konuya)
Her yerde uyuya kalma özgürlüğüm vardı. Kuş kadardım, babam nerede uyursam uyuyayım beni kucaklar soğuk yatağıma bırakırdı. Sanırım bu yüzdendir soğuk yatağa girmeyi çok severim hala, sıcaksa aynı keyfi vermez. Rahat bir çocukluğum oldu, zaten çok usluymuşum, ağlamazmışım, daha yürüyemezken uyunınca çarşaflarımdaki desenlerle oynarmışım. Oyun oynarken hiç kısıtlanmadım, yeri geldi duvarları, yerleri boyadık, yeri geldi evi una buladık, heryeri sularla kapladık, yeri geldi evde yapılmış zeytinyağlı oyun hamurlarını duvarlara fırlattık her yeri yağ yaptık…
Anneciğimiz bize hiç “yapma etme, aman kıracaksın, aman bozacaksın” demezdi. Gardolabımızın kapağını kırıp bir yerlere dayayıp kaydırak yapmıştık, oradan cümbür cemaat kaymak, evi parka çevirmek ne zevkliydi. Annem yaratıcılığımızı kısıtlamayı asla istememiş, çocukların mantığının olmadığını, yapma kelimesinden anlamadığını, yapmak istediğini yapmazlarsa mutsuz olacaklarını bilerek bizi hep mutlu etmiş. Arkamızdan bütün pisliklerimizi temizlemiş durmuş yani. Tabi barbielerime yenisini eklmek istersem ya da onlara yeni elbiseler almak istersem ve kotayı aşmışsam hiç yüz vermezdi yani bizi özgür bırakırdı ama şımartmazdı. Bazen ağlama komalarına girerdim, çatlardım dediğimi yaptırabilmek için ama hiç oralı olmazdı. Bu durumda yanıma benden 1.5 yaş büyük olan ağabeyimi gönderirdi. Ben hıçkırıklar içinde boğulurcasına ağlarken elinde bir kolonyayla gelir, yüzümü seve seve beni ferahlatırdı, sakinleşirdim. Evet olayda gıcık bir çocuk kaprisi ve cıngar çıkartarak ağlamak var ama sonu bence o kadar tatlı ki, galiba abimin ben ağlarken beni telkin etmesini de çok özlemişim. Mesela annemle özel gecelerimiz vardı. Haftanın bazı geceleri TRT’de siyah beyaz Türkan Şoray filmleri oynardı, ya 4 ya da 5 yaşlarımdaydım sanırım, iki kız başbaşa sarılıp izlerdik, hem biraz geç uyurdum, hem de annemle özel vakit geçirirdim, birlikte uyurduk, evin erkekleri ayrı oda da uyurlardı, ne kadar özeldi ve önemliydi benim için. Çocuk işte nelere heyecan duyuyor :) Read the rest of this entry »
Eski sevgilim sigara
Bu yazı oldukça uzun oldu ama sigarayı bırakmak istiyorsanız okumalısınız, moral olabilir.
Bir çok özenti ergen gibi bende sigaraya özenerek başladım. Aslında sigara geçmişim çocukluğuma dayanır, annemin mentol aromalı Salem’inden yürütüp, eski evimizin arka balkonunda öksürük krizlerine az girmemişimdir :) Yaramaz arkadaşlarla birkaç çocukluk deneyiminden sonra artık yaş 17′yi vurunca paket taşıyan, ciddi içici haline gelmiştim. Universiteye hazırlık, Memet Güreli’nin muhteşem atölyesinde çizim zamanları, akşam gezmeler, dost meclislerinde muhabbet derken içilen sigara mikatarı zaman geçtikçe artıyordu, tiryakilik kaçınılmaz hale gelmişti. Okulu kazanmadan önce aklımda bırakma fikri belirmişti (nerden geldiyse o fikir hayret) ama bir türlü kendimde o gücü bulamıyordum, hazır hissedemiyordum, bırakıp tekrar başlayacağımı bildiğim için bu girişimde bulunmamak en doğrusuydu. Universitede ilk senemde 5.kata pır diye çıkardım nefes nefese kalmazdım, 2. sınıfa geldiğimde 3. kata zor çıkar olmuştum, her kış sayısız nezle, sayılı gripler… sürekli öksürme ve boğazımdaki tortuları atma mücadelesi, hiç farkında olmadığım berbat koku ki ben kendimi çiçek gibi le dissey light kokuyorum sanardım. Yani sigaranın beni olumsuz yönde etkilediğini (hemde bu kadar kısa zamanda) rahatsızlık verdiğini farkettim. Galiba bırakma fikri buradan gelmişti. Gelelim bırakma sürecime… Sene 2004, Murat’la tanıştım, ilk kez aşık olmuştum, dünya umrumda değil ayaklar yere basmaz, gözler şaşı Murat’a bakar, hatta yanımda değilken bile hala şaşı gözlerle, naif bir sırıtmayla öyle havalara bakar halde içim kıpır kıpır dolanıyordum, uzaktayken surat düşer, gizli köşelerde ağlanırdı. Gayet keyifli gezip tozup karşılıklı sigaralarımızı tüttürüyorduk, akşam yemekleri, şarap masaları, gece gezmeleri… O içtikçe ben , ben içtikçe o yakıyordu yenisini…Hatta sevgilime ilk hediyem de Zippo olmuştu :) Bana Zipposuyla türlü türlü yakış tekniklerini sergiliyordu, en sevdiği objesiydi..Ancak o canım Zippo’yu sadece bir sene kullanabildi.
Aşk
İzmir’de yaşayan genç ve pek güzel bir kızla yaz sonu sürekli mailleştik, hatta bir süre sonra sohbet halini aldı maillerimiz, daha öncede düğün çekimi için mailleşmişiz zaten kendisiyle, ama son maillerimizin konusu nişan çekimiydi. Nişanları Eylül ortasında İzmir’de olmuştu, benimle yapmak istedikleri çalışma nişan organizasyonu değildi. Nişan çekimi diyince aklınıza öyle kabarık kırmızı elbiseli, ağır makyajlı, insanın hiç olmadığı bir hale büründüğü, gereksiz şatafatlı bir nişan gecesi gelmesin aklınıza. Sevgili Pınar’ın yapmak istediği çekim iki sevgilinin başbaşa zaman geçirdiği, günlük kıyafetleriyle, gayet rahat ve doğal göründükleri, tamamen onlara ait özel bir zamanın ölümsüzleştirilmesiydi, aşklarının fotoğraf haliydi , yani oldukça doğal, güzel ve saf…
Büyük Kucaklaşma
Yazıya nereden başlayacağımı bilemiyorum. Çünkü bu hikayeyle ilgili anlatmak istediğim çok şey var. Öncelikle harika bir aileyle harika bir gün geçirdim, dünyalar tatlısı bir çocuk doktoru sayesinde daha önce yaşamadığım bir heyecanı yaşadım ve çok güzel bir minik kızın en az kendi kadar güzel kardeşini tarifsiz bir heyecanla karşılamasına tanık oldum.
13.09.2010 günü, sabah erken saatlerde International Hospital’a sevgili Özay ailesinin büyük gününü paylaşmaya gittim. Her aile gibi Özay ailesi de çok heyecanlıydı. 9 yaşında dünayalar güzeli Çağla yerinde duramıyordu, güzel yüzünde içimi ısıtan kocaman gülümsemesi hiç eksik olmadı. Doğuma gitme zamanı gelmişti, heyecan doruktaydı. Çağla bizi gülücüklerle uğurladı. Sonradan öğrendik ki biz asansöre bindikten sonra güzellik gözyaşlarına boğulmuş.
minik dostum ördek
Söğütlügil ailesinin fotoğraflarını gördükten sonra benimle çalışmak isteyen sevgili Hande’nin yönelttiği ilk soru şuydu “bende sizinle çalışmak istiyorum ama benim bebeğim 4 yaşında, olur mu?” Ben de çocuklar okula başlayana kadar benim gözümde hala bebektir dedim Hande’ye, Çiseren’in Bebeği olmak için asla geç değildir ;) Yalan söylemedim çünkü benim de 4 yaşında pek yaramaz ve pek yakışıklı kuzenim var, biricik bebeğimizdir Tarık’ımız, sevmeye doyamayız, görmeyince hasretinden perişan oluruz. Çektiğim en büyük bebek 2.5 yaşındaydı, yaş büyüdükçe çekimin yoruculuk seviyeside yükselmektedir aslında. Çünkü 9 aylıkken oturan bebek, 11. ayda emeklemeye, 14. ayda yürümeye, 18. ayda koşmaya başlar :)) Eh bende peşinden bir yere uzanır, koşar halde egzersiz yaparım elimde kocaman makinamla. Ertesi gün bilgisayar başında hamlamış vücudumun her yeri sızlar.

Kurabiye Canavarı
Düğün, nişan, doğum, doğum günü gibi bir çok organizasyon için artık sıkça renkli, farklı , çok tatlı kurabiye ve cupcake tasarımlarına rastlıyoruz. Mutlaka bir yakınınızın benzer kutlamasında sizlerde bu küçük sevimli kaçamaklardan tatmışsınızdır. Artık bir çok hastane odalarına çiçek kabul etmiyor, bu yüzden değişik hediyelik alternatiflere yönelmekteyiz. Sevdiğiniz yakınınızın yeni doğmuş bebeğini tebrik için, bebeğin ismine özel hazırlanmış, hem sevimli, hem şık hemde ne yazık ki çok lezzetli kurabiye sepeti-kutusu bence çiçekten çok daha güzel bir hediye. Üstelik temiz ve güvenilir bir anne elinden çıkmışsa gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz, afiyetle yiyebilirsiniz. Nişan ve düğün organizasyonlarında ise bayatlamış nikah şekeri klişesinden ziyade çok daha lezzetli ve her görenin beğenisini kazanacak kişiye özel tasarımların sunulması çok daha zarif duruyor. Bu şık ve lezzetli kurabiyelerin – cupcakelerin tek zorluğu tasarımına karar vermek, ne yazık ki insan tasarıma karar verme aşamasında biraz aç gözlü olabiliyor =) Nişanımda mutlaka kurabiye hazırlatmayı düşünüyorum, düğünümde de inşallah cupcake hazırlatmayı planlıyorum =) güzel bir düğün pastası altında bir sürü mini mini süslü cupcake inanılmaz şık duruyor.









Facebook
Flickr
Twitter