Archive for the ‘Günlük’ Category

Anne Yüreği

Hep sorulur doğum fotoğrafçılarına, sizi en çok ne etkiler doğum olayında diye. Beni en çok etkileyen ilk şey bebekle annenin kavuşma anıdır, dünyanın en kutsal saniyeleridir o an. Aynı bedeni paylaşan 2 canın sonunda sıcacık ten temasları gerçekleşir, her anne der ki “sıcacıktı yanıma verdiklerinde” o sıcaklık annesinden geçen sıcaklıktır, içinde saklamış, korumuş, beslemiş, ısıtmış, büyütmüştür annesi bebeğini, işte bu kucağına alabileceği an için. Bebeğin anneyi hissettiği anda susması, annesinin göz pınarlarında biriken gözyaşları… Tarif edilmez tanık olanlar bilir, asıl yaşayan bilir derler ya. Öyledir. Uzaktan seyretmesi bile bana ağlamak için fazlasıyla yeterli bir sebep.

Ama bundan başka kalbime dokunan başka anlarda vardır. Yine içinde anne vardır, anneler vardır. Evladını doğuma gönderen annedir  içimi burkan. Benim annem çok evhamlıdır, bizde genetik birşeydir annelik içgüdüsü, koruyuculuk. Öyle ki yolda bir çocuğu düşerken görsem annesinden önce koşar tutmaya çalışırım, iç güdüsel bir refleks sanırım. Kimi insan doğumdan sonra bile bu içgüdüye sahip olamıyorken daha doğmamış çocuğumun henüz portakal bile olmadığı bir dönemde bu iç güdüye sahip olmak pek iyiye işaret değil gibi. Çoçuğunu aşırı koruyan, evhamlı bir anne aday adayıyım belli ki =)

Grandmother

Read the rest of this entry »

Irina

Irina & BulentIrina & Bulent

Şubat ayının başında hayatımda aldığım en tatlı maillerden birini almıştım. Henüz 4 aylık hamile olan bir anne adayından sevgi dolu, çok büyük  nezaketle yazılmış e-maili okurken çok mutlu oldum, gururlandım. Sevgili Irina doğumunu ve öncesinde hamilelik fotoğraflarını çekmemi rica ediyordu. Önümüzde çoook uzun bir zamanımız vardı, Irina’nın mailini okuduktan sonra çok heyecanlanmıştım, gözümün önünde hemen bir kaç sahne patlamıştı, Irina sarı saçlı bir peri olarak belirdi aklımda ve onun peri masalı olmalıydı bu çekim. Bir yaz günü, yeşilliklerin çiçeklerin arasında, gülen yüzüyle, içinde taşıdığı kocaman umuduyla biricik oğluyla ve ellerini sımsıkı tutan sevgilisiyle..Evet bundan daha güzel bir peri masalı olabilirmiydi =)

Irina & BulentIrina & Bulent

Read the rest of this entry »

Babalar ve Kızları

Canım babamla ben 3 günlükken tanışmışız. Tezkeresini almasına 3 gün kala doğmuşum, “kızım oldu” diyerek  3 gece uyku uyumamış babam .  Küçükken bir omuzunda ben, diğer omuzunda abim gezdirirdi güçlü babam bizi. Babam metanetlidir, belki cerrah olduğundan, belki evin reisi, biricik babamız olduğundan. Babamı hiç ağlarken görmedim,  ilk kez dedemi kaybettiğimizde, sonra  düğünümde, artık evlerimize gitme vaktimiz geldiğinde gözlerinin nemlendiğini gördüm. Artık onun çatısı altında, kolları altında olmadığımı düşündükçe  gözlerim nemleniyor hala (tamam itiraf ediyorum şuan ağlıyorum)
Babamla çok düşkün olduğumuzu bilirdim de bu kadar özleşeceğimizi bilmezdim, hele bu duruma alışamayacağımızı hiç düşünmemiştim. Her hafta yanına gittiğimde sanki evime dönerken aylarca görüşemeyecekmişiz gibi hüzünle ayrılıyorum yanından.

Daha önce “Anne Yüreği”  diye bir yazı yazmıştım. Bir çok kişiyi, en çok anne adaylarnıı ve anneanne olacakları, olmuşları etkilemişti. Babamla yaşadığımız şu hüzünlü dönemi yaşarken şimdi farkediyorum ki, babalar ve kızları arasında garip bir hüzün var. Anne kız arasında bu hüzün olmuyor. Nasıl yazacağımı, tarif edeceğimi bilemediğim  bu duyguları yaşayanların beni anlayacağını diliyorum. Tarif edebileceğim birşey değil. Annemi özlemiyor muyum? Belki daha çok özlüyorum ama aynı hüzün yok, belki annemle herşeyi paylaşabildiğim içindir. Babamla aramızda konuşulamayan, duygularımızı boşaltamadığımız bir yumru var içimizde. Korkarım hep kalacak orada.

                                                            father

Read the rest of this entry »

Küçük bir kız çocuğu görüyorum

Yıllar sonra tek bildiğin yerden uzaklaşmak çok zormuş. Çok sevdiğin insanla “yeni” bir hayat kurmanın belki tek zor yanı buymuş. Hala tüm sorumluluklarım babamda, sanki hala çamaşırlarımı annem odama getirecekmiş gibi hissediyorum. Küçüklük fotoğraflarımı görünce artık hüzünleniyorum, insanların neden geçmişlerini çok fazla düşündüklerini ya da özlediklerini şimdi anlayabiliyorum. Babamın omzunda zıpladığım, annemin koynunda uyuduğum günleri düşünüyorum. Dünyamın kaygısız olduğu güzel günleri herşeyden çok özlüyorum.

Nereye baksam hep küçük bir kız çocuğu görüyorum. O ileriye bakıyor,  ne saf ki  daha çabuk büyümek istiyor ama ben onun arkasında sadece  küçüklüğümü özlüyorum.

Naz Erdogan

Read the rest of this entry »

Çiseren’in Naz Bebeği

 

25.03.2009′da dünyaya geldi benim Naz bebeğim. Henüz yeni olduğum bu meslekte doğumunu çektiğim ilk kan bağımdı . Ameliyat masasında yatan en küçük teyzemdi, abla kardeş gibi büyüdüğümüz canım teyzem. Hastasının başında bekleyen doktor ise en büyük teyzemdi, aile heyeti Naz’ı karşılamaya hazırdık.  Aslında o doğduğunda anladım ki pekte hazır değilmişim, bu kadar heyecanlanacağımı, buğulanan vizörümden birşey görmeden fotoğraf çekeceğimi bilmiyordum, gözyaşıyla dolan gözlerim yüzünden etrafı flu görüyordum. Ne büyük heyecan ne büyük duygu yoğunluğu, ilk çektiğim doğumda bile böylesine büyük bir heyecan hissetmemiştim , onda bile bu kadar ağlamamıştım.

Real Love

naz Newborn -  Doğum

Read the rest of this entry »

E peki şimdi ne olacak?

 

Tam bir sene önce hayatımın aşkına sımsıkı sarılmış,  evlenme teklifine “evet” dedikten sonra, , karşılıklı ağlaşıp ama bir yandan da kahkahalarla gülerken bu soruyu sormuştum  “E peki şimdi ne olacak ?”.

Ne mi oldu? Evlendik… Herşey bir anda oldu sanki. Evlenenler bilir, insanda zaman mefhumu kalmıyor  o dönemde . Çeyiz düzmece, ev bakmaca, koltuk almaca, sehpa bulmaca… Bitmez evin alışverişi (ki hala bitmedi).                                                                                    Wedding

Herkes size ahkam keser “şurda şunlar çok güzel mutlaka git bak”, “ayy diktir gelinliği balık model olsun”.  Sen bitkin solgun bir suratla bu konuşmaları dinlerken finali “bunlar tatlı telaşlar” diye yaparlar, gel o tatlı telaşı buyur sen yaşa diyesin gelir. Yüzün çökmüştür, düzensiz yaşamaktan, sağlıksız beslenmekten  kilo almışsındır belkide vermişsindir, diet yapmaya hiç niyetin yoktur, bir yandan komada gibi çalışırsın ve bir zaman yaratmaya çalışırsın ki oturacak ev bakasın… Sonra o evi dolduracak eşyalar vardır ki asıl olay odur. Müstakbel eşinle zevkleri uydurmaya çalışırsın, hiç dalaşmadığın o biricik sevgilinle kısa bir dönem kedi köpek gibi olursun,  “ahh ne oldu bize” der şaşırırsın.  Neyse ki bizim o dönemimiz çok kısa sürdü. Herşeyi hızlı hallettik, çok dolaşmadık, bu yüzden çok da dalaşmadık :D  Tüm dönemde sakin olmaya çalıştım, Murat daha stresliydi, koltuk alırız sorun çıkar çocuk kendini yer bitirir, internet bağlatırız sorun çıkar çocuk kendini tüketir… Ben onu telkin etmekten olgunlaştım sanki resmen, evliliğe adımları sağlam attık.

Read the rest of this entry »

Pedofilik Moda Anlayışı

Aslında benim blogum toz pembe bir blogdur, Çiseren’den pembe masallar başlığı altında hep güzel deneyimlerimi, sevinçlerimi  paylaştığım yazılar içerir. Neler yazmak istedim ama olumsuz olduğu için yazmaktan kaçındım, rengim toz pembe kalsın istedim. Ancak ne zamandır canımı sıkan ve artık susamayacağım bir konu var “Çocuk İstismarı”.

Bana sürekli cast ajanslarından mailler, telefonlar gelir, “fotoğraflarınızda ki bebekler çok güzel, çok beğeniyoruz acaba çalıştığınız ailelerden, çocuğunu cast ajanslarına kayıt ettirmek isteyenler var mıdır?” diye sorar iletişim bilgilerini isterler.. Bende “hepsi çalışan insanlar, pek bunlarla uğraşacak  zamanları olduğunu sanmıyorum, ayrıca ben sadece işimi yaparım, bu tip işler için ben onlara teklif götüremem” diyorum, ne diyebilirim ki başka.  Ara sıra da “benim çocuğum pek güzel, şeker bir çekseniz ablası” diye mailler gelir.  En son bu ikisininde bir arada olduğu enteresan bir mail aldım. Cevap bile yazamadım. Aslında maili okuyunca ne var canım diyebilirsiniz ama işin iç yüzü öyle değil. Maili atan babanın affına sığınarak buraya kopyalıyorum.

“Merhaba benim adım h.e 3 yaşında çok güzel ve değişik bir kızım var adı n. kızımın reklamlarda oynamasını isityiorum ve oynıyabileceğini düşünüyorum çok tatlı ve değişik bir kızım var facede fotoları var benim adımdan girip inceliyebilirsiz teşekkürler kolay gelsin ilgilenirseniz beni arayın 0 5.. … .. ..”

Read the rest of this entry »

Çocuk olabilmek

Ne zamandır  çocukluğumla ilgili anılarımı hatırlayıp duruyorum. Neden bilmem, ilk kez oluyor, ilk derken hafıza kaybına uğradım gibi anlaşılmasın, tabiki önceden de bazı şeyleri hatırlardım, genellikle sohbet ederken maceralar dökülürdü ortaya ama bu bir başka türlü anımsamak… Öyle ki eski sahneler kafamda canlanınca bazen gözlerim doluyor, “ah ne güzeldi!” diyorum. Acaba büyüdüğümü hissetmeye mi başladım ya da bebeklerle, çocuklarla çok fazla vakit geçirdiğimden midir? Size de oluyor mu bu garip özlem? Biraz anılarımla, özlemlerimle içinizi sıkayım o zaman, belki sizinde aklınıza birşeyler gelir, hatta paylaşmak istersiniz. Ne de olsa hepimiz çocuktuk bir zamanlar…

Çocukluğuma dair en çok özlediğim ya da hatırlayınca güldüğüm şeyler; (diyerek giriyorum konuya)

Her yerde uyuya kalma özgürlüğüm vardı. Kuş kadardım, babam nerede uyursam uyuyayım beni kucaklar soğuk yatağıma bırakırdı. Sanırım bu yüzdendir soğuk yatağa girmeyi çok severim hala, sıcaksa aynı keyfi vermez. Rahat bir çocukluğum oldu, zaten çok usluymuşum, ağlamazmışım, daha yürüyemezken uyunınca çarşaflarımdaki desenlerle oynarmışım. Oyun oynarken hiç kısıtlanmadım, yeri geldi duvarları, yerleri boyadık, yeri geldi evi una buladık, heryeri sularla kapladık, yeri geldi evde yapılmış zeytinyağlı oyun hamurlarını duvarlara fırlattık her yeri yağ yaptık…
Anneciğimiz bize hiç “yapma etme, aman kıracaksın, aman bozacaksın” demezdi. Gardolabımızın kapağını kırıp bir yerlere dayayıp kaydırak yapmıştık, oradan cümbür cemaat kaymak, evi parka çevirmek ne zevkliydi. Annem yaratıcılığımızı kısıtlamayı asla istememiş, çocukların mantığının olmadığını, yapma kelimesinden anlamadığını, yapmak istediğini yapmazlarsa mutsuz olacaklarını bilerek bizi hep mutlu etmiş. Arkamızdan bütün pisliklerimizi temizlemiş durmuş yani. Tabi barbielerime yenisini eklmek istersem ya da onlara yeni elbiseler almak istersem ve kotayı aşmışsam hiç yüz vermezdi yani bizi özgür bırakırdı ama şımartmazdı. Bazen ağlama komalarına girerdim, çatlardım dediğimi yaptırabilmek için ama hiç oralı olmazdı. Bu durumda yanıma benden 1.5 yaş büyük olan ağabeyimi gönderirdi. Ben hıçkırıklar içinde boğulurcasına ağlarken elinde bir kolonyayla gelir, yüzümü seve seve beni ferahlatırdı, sakinleşirdim. Evet olayda gıcık bir çocuk kaprisi ve cıngar çıkartarak ağlamak var ama sonu bence o kadar tatlı ki, galiba abimin ben ağlarken beni telkin etmesini de çok özlemişim.  Mesela annemle özel gecelerimiz vardı. Haftanın bazı geceleri TRT’de siyah beyaz  Türkan Şoray filmleri oynardı, ya 4 ya da 5 yaşlarımdaydım sanırım, iki kız başbaşa sarılıp izlerdik, hem biraz geç uyurdum, hem de annemle özel vakit geçirirdim, birlikte uyurduk, evin erkekleri ayrı oda da uyurlardı, ne kadar özeldi ve önemliydi benim için. Çocuk işte nelere  heyecan duyuyor :) Read the rest of this entry »

Google +1
Flickr
www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos and videos from ciseren korkut. Make your own badge here.
Etkinlikler