Archive for the ‘Günlük’ Category
Kurabiye Canavarı
Düğün, nişan, doğum, doğum günü gibi bir çok organizasyon için artık sıkça renkli, farklı , çok tatlı kurabiye ve cupcake tasarımlarına rastlıyoruz. Mutlaka bir yakınınızın benzer kutlamasında sizlerde bu küçük sevimli kaçamaklardan tatmışsınızdır. Artık bir çok hastane odalarına çiçek kabul etmiyor, bu yüzden değişik hediyelik alternatiflere yönelmekteyiz. Sevdiğiniz yakınınızın yeni doğmuş bebeğini tebrik için, bebeğin ismine özel hazırlanmış, hem sevimli, hem şık hemde ne yazık ki çok lezzetli kurabiye sepeti-kutusu bence çiçekten çok daha güzel bir hediye. Üstelik temiz ve güvenilir bir anne elinden çıkmışsa gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz, afiyetle yiyebilirsiniz. Nişan ve düğün organizasyonlarında ise bayatlamış nikah şekeri klişesinden ziyade çok daha lezzetli ve her görenin beğenisini kazanacak kişiye özel tasarımların sunulması çok daha zarif duruyor. Bu şık ve lezzetli kurabiyelerin – cupcakelerin tek zorluğu tasarımına karar vermek, ne yazık ki insan tasarıma karar verme aşamasında biraz aç gözlü olabiliyor =) Nişanımda mutlaka kurabiye hazırlatmayı düşünüyorum, düğünümde de inşallah cupcake hazırlatmayı planlıyorum =) güzel bir düğün pastası altında bir sürü mini mini süslü cupcake inanılmaz şık duruyor.
Bozcaada
Bizim için kısa tatilin adresi Bozcaada’dır. 2 gün kalsak yetmez, 4 gün kalsak fazla gelir. En ideali ise 3 geceyi Bozcaada’da geçirmektir. Mümkünse tam sezonda gitmemek gerekir Bozcaada’ya, ne kalacak oda, ne de oturacak masa bulmak zor olur bu dönemde. Bizim şansımız her zaman nispeten sakin zamanında adaya gideriz. Bu sene havaların pek nazlı hatta pek sinirli oluşu sayesinde temmuz ortası gitmemize rağmen biraz sakinceydi. Malum İstanbul’dan giden çok oluyor adaya ve biz yola çıktığımızda İstanbul güneşi henüz ucundan görüyordu. Böyle havalarda insanın canı pek tatil çekmiyor =) Kıştan beri nefes almadan, gezmeden tozmadan, mekan değiştirmeden sürekli çalıştım, artık gücüm tükenmişti, içim daralıyordu, hazır çekimlerim sakinlemişken bir kaçamak yapalım 3 güncük gidip havamızı değiştirelim dedik, gerçekten o 3 gün öyle güzel geldi ki, kaçan doğumların bilançosu beni çok üzsede yaşadığım en güzel tatillerden biriydi.

Şimdi gelelim Bozcaada’nın son durumuna ve benim son tecrübelerime. Read the rest of this entry »
Zorlu Bekleyiş
Yine bundan bir kaç ay öncesiydi, Ntv’nin bir diğer güzel spikeri Berfu Güven ile doğum fotoğrafları için mailleşmiştik. Fotoğraflarımı görmüş çok beğenmiş birlikte çalışmak istiyordu. Hamileliğinin sonlarına doğru ilk çekimimizi yapmak üzere sözleştik. Arkadaşım Sevgi ile evlerine çekim yapmaya gittik. Bizi karşılayan güleryüzlü genç bir çift vardı kapıda, sıcak kanlı, misafirperver çiftimizle sohbet eşliğinde yavaş yavaş çekim yapmaya, birbirimize alışmaya başladık. Biraz evde biraz bahçede güzel bir çekimi tamamladık. Biraz daha sohbet ettikten sonra ayrıldık. Demir bebeği normal doğum ile bekliyorduk. Bu yüzden biraz gergindim, ya başka bir çekim ile çakışırsa, ya orada olamazsam diye stresli bir bekleyişteydim. Doğum zamanı yaklaşmıştı, ha geldi ha gelecekti Demir. Ancak Berfu’nun doktoru Doç.Dr.Ramazan Mercan kongre için Roma’ya gidecekti. Tabi ki Berfu kendi doktoruyla yola devam etmek istiyordu. Demir ise hiç oralı değildi =) Keyfi yerinde yatıyordu annesinin karnında. Artık Ramazan Bey gitmeden bir gün önce suni sancı ile normal doğum denendi. Sancı verilmeye sabah erken saatlerde başlanmıştı, saat 2′ye kadar ara ara sürekli telefondan durumu takip ettim sonra aklımı bir düşünce sardı, “Doktor bey yarın sabah gidecek, saat 3 e geliyor bence saat 6 ya kadar gelişme yok diyerek sezaryene alır Berfu’yu, eh o saatte de trafik yoğunlaşacak, peki ya YETİŞEMEZSEEEMM!!!”
Berfu ve eşi Gökhan’la çok iyi anlaşmıştık, çok sevdiğim bir aile, o an onlarla olmayı çok istiyordum. Onlarında en az benim kadar çok istediğini bilmek bu istediğimi arttırıyordu. Dayanamadım 14.30′da Amerikan Hastanesi’nin yolunu tuttum. Odaya girdiğimde kalabalık bir aile heyecanlı bekleyişteydi, Berfu gayet iyi görünüyordu, çok dayanıklıydı. Saat başı muayneler takip etti, bekledik, bekledik, bekledik.. bir gelişme yok 3 saat sonra tekrar muayne.. derken beklemeli miyim yoksa gitmeli miyim? Bilemedim. Ama ya birden sezaryene alınırsa.. Normal doğum devam etse sorun yok, buna gidip gelmeye zamanım yeter ancak sezaryen çok hızlı gelişiyor ve o an bir doktorun son derdi bebeğin fotoğrafları olacaktır. Tabi doğum öyle bir süreç ki 10 saat gelişme olmuyor birden 30dk da doğum gerçekleşebiliyor. Yakın zaman önce bu şekilde saatlerce bekleyip doğum anını kaçırdığım bir bebeğim olmuştu ne yazık ki =( Bu yüzden birazda paranoyaklık çökmüştü üzerime. Berfu’da kararsız beni zorlamak istemiyor, beklediğim için üzülüyordu, sancıyla kıvranırken sürekli Çiseren napıyor, Çiseren’e iyi bakın diyip duruyordu, kendinden çok beni düşünmekteydi =) Ve ne yapalım diye konuşurken sen bilirsin ne olacağı belli değil derken, güzel gözlerinden gitmememi istediğini çok net görebiliyordum. Bende çok belirsiz bir süreçte olduğumuz için karar vermekte zorlanıyordum ama kaçırmaktansa hastanede beklemeyi tercih ettim. Zaten bu stresle eve gidip çalışmam mümkün değildi artık. Nasılsa odamızda kocamandı =)
Bayandan Direksiyon Dersi
Yaşımı doldurur doldurmaz ehliyetimi almış, azıcıkta olsa araba kullanmayı öğrenmiştim. Hem arabaya ilgisiz kız çocuğu olarak yetişmemin, hemde annemin inanılmaz evhamlı bir kadın oluşu nedeniyle “hadi bana araba alın” ricalarım hep “tamam alırız” cevabıyla halı altına süpürülüp, başka bahara bırakılmıştı. Artık baktık ki bu böyle gidecek gibi değil.. o canavar sürücüden öteki sürücünün arabasında, kötü kokular eşliğinde sürekli İstanbul’u dolaşmak zor ve masraflı. Üstelik 15tl yazan yeri beğenmeyen taksicilerle kavga etmekten ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladığımı farkettim. En sonunda evhamlı annem, taksicilerin yaptığı ölümlü kaza haberlerini duya duya, bari kızımı eğitirim o yavaş kullanır demiş olacak ki “hadi artık araba alalım sana” lafı kendiliğinden ağzından çıkıverdi. Büyük bir sevinç yaşadım.. ve aradan yine 6 ay geçti =) O kadar meraklıyım ki arabaya…
Bu hızla geçen 6 aydan önce, bir tanıdığımızın ders alarak çok iyi bir şoför oluş hikayesini bizzat kendi ağzından dinlemiştim. Üstelik eşi, akrabaları da aynı kişiden ders almış. Kulağıma küpe ettim.. En sonunda hazır olduğumu hissedince bu kişiye ulaştım.
Gülten Kaya, bu işe seneler önce başlamış, alanında bir ilke imza atmış ilk kez “Bayandan, bayana direksiyon dersi” vermeye başlamış. Sadece bayanlara ders veriyor Gülten Hoca. Son derece güler yüzlü, sıcak kanlı, dürüst, samimi, şeker mi şeker, hoş sohbet bir kadın.
Ezgi’nin Günlüğü

Gülçin Hanım ile Ezgi’nin doğumuna henüz aylar varken mailleşmiş, doğumda birlikte olmak üzere sözleşmiştik. Heyecanla tarihin yaklaşmasını bekliyorduk. Ezgi bir hayli erkenci davranarak, anne karnında ki serüvenine son vermeye karar vermiş, henüz 6 aylıkken doğum yoluna girmişti. Ezgi’nin doğduğunu bir süre sonra Amerikan Hastanesi’nde ki bebek yoğun bakım hemşiresi güzel arkadaşım Şirin’den öğrendim. Hastanenin diğer yoğun bakım hemşireleri gibi Şirin’in de Ezgi’nin üzerinde büyük emeği olmuş. Şirin beni durumdan haber ettikten sonra hastanede çekimim olduğu bir gün Gülçin’le ayaküstü sohbet etme fırsatı yakaladık, tanıştık. Her gün hastaneye kızına bakmaya, beslemeye gidiyordu Gülçin. Ezgi biraz daha büyüyünce evlerin de çekim yapmak üzere yeniden sözleştik. Gülçin’in enerjisi harikaydı, sevinçli, tüm yorgunluğuna rağmen oldukça heyecanlı görünüyordu. Çünkü artık prematüre doğan minik Ezgi hayata sımsıkı tutunmuş, tüm üzüntülü, telaşlı geçen günleri biraz daha geride bırakmıştı. Doktorları yakın zamanda evlerine gidebileceklerini müjdelemişti. 46 günlük yoğun bakımdan sonra artık yuvasına dönebilecekti. Bir anne için daha güzel ne olabilir ki. Tabi bu hikayenin benim yaşadığım tarafıydı. Damla gözyaşına tanık olmadım, hiç mutsuz bir sesle karşılaşmadım. Geçtiğimiz haftalarda Gülçin beni tekrar aradı ve artık doktorlarının eve misafir kabul etmelerine izin verdiğinin müjdesini iletti, 18 Nisan’da Ezgi’nin fotoğraflarını çekebilmem için evlerine ilk davetli ben oldum =) Gittiğimde güleryüzlü bir çift beni karşıladı. Baba Selçuk Bey, Ezgi’yi bir saniye olsun göğsünden ayırmıyor, öpmeye doyamıyordu meleğini. Ezgi’nin en huzurlu olduğu yer anne-babasının göğüsü. Anne karnında alışık olduğu sıcak kalp atışlarını dinlemek en güzel ninni onun için.
Her bebekli evde bir neşe hakimdir, yüzler güler, herkes mutludur. Ama Ünver ailesinin evinde şimdiye kadar tanık olduğumdan çok farklı bir sevinç vardı. Ezgi aile için kocaman bir lütuf, sevmeye kıyılamıyordu. Bu evde başka bir aşk, başka bir mutluluk vardı. Ezgi sadece 1.250 gr dünyaya gelmiş, o kadar minikmiş ki , kürdan kadarmış parmakları. Gülçin doğduğu zaman bebeğini görememiş bu da büyük telaş yaşatmış ona. Ezgi’nin şuan 3 aylık, aslında hala anne karnında olması, 5 Mayıs gibi doğması bekleniyordu. Ne büyük korkular yaşamışlar. Doktorlarının, hemşirelerin çabalarıyla, özverisiyle, sevenlerinin dualarıyla Ezgi hayata sımsıkı bağlanmış, şimdi çok kuvvetli bir melek, harika sesler çıkartıyor, her göz kırpışı, her nefes alışı şenlik yaratıyor =) Read the rest of this entry »
Çılgın martılar
Sık sık Sirkeci’ye fotoğraf baskısı almaya gidiyorum ve gitmişken Eminönü’nde ev için biraz alışveriş yapıyorum. Namlı’dan bolca zar gibi dilimlenmiş lokum pastırma, dil peyniri, beyaz peynir, eski kaşar, keçi peyniri, organik kuru kayısı vs… Hemen tüketmeyeceğimiz ürünleri vakumlatıp koca paketimle oradan çıkıp Kurukahveci Mehmet Efendi Mahdumları’na uğrayıp taze kakao ve türk kahvesi müptelası annem için taze çekilmiş kahve alıp yola koyuluyorum. İşte ben bu rutini yaşarken, o civarlarda belki çok sık rastlanan ama benim görmeye hiç alışık olmadığım bir sahneyle karşılaştım. 6 yaşında çocuk iriliğinde bir sürü martı, kasap ve balıkçıların fırlattığı artıkları işte böyle kardeş kardeş paylaştılar… Önceleri yaklaşmaya korktum ama sonra tam tepelerinden yakın çekmeyi başardım. National Geographic kalitesindeki videomu izlemenizi şiddetle tavsiye ederim :)







Facebook
Flickr
Twitter