Çocuk olabilmek

Ne zamandır  çocukluğumla ilgili anılarımı hatırlayıp duruyorum. Neden bilmem, ilk kez oluyor, ilk derken hafıza kaybına uğradım gibi anlaşılmasın, tabiki önceden de bazı şeyleri hatırlardım, genellikle sohbet ederken maceralar dökülürdü ortaya ama bu bir başka türlü anımsamak… Öyle ki eski sahneler kafamda canlanınca bazen gözlerim doluyor, “ah ne güzeldi!” diyorum. Acaba büyüdüğümü hissetmeye mi başladım ya da bebeklerle, çocuklarla çok fazla vakit geçirdiğimden midir? Size de oluyor mu bu garip özlem? Biraz anılarımla, özlemlerimle içinizi sıkayım o zaman, belki sizinde aklınıza birşeyler gelir, hatta paylaşmak istersiniz. Ne de olsa hepimiz çocuktuk bir zamanlar…

Çocukluğuma dair en çok özlediğim ya da hatırlayınca güldüğüm şeyler; (diyerek giriyorum konuya)

Her yerde uyuya kalma özgürlüğüm vardı. Kuş kadardım, babam nerede uyursam uyuyayım beni kucaklar soğuk yatağıma bırakırdı. Sanırım bu yüzdendir soğuk yatağa girmeyi çok severim hala, sıcaksa aynı keyfi vermez. Rahat bir çocukluğum oldu, zaten çok usluymuşum, ağlamazmışım, daha yürüyemezken uyunınca çarşaflarımdaki desenlerle oynarmışım. Oyun oynarken hiç kısıtlanmadım, yeri geldi duvarları, yerleri boyadık, yeri geldi evi una buladık, heryeri sularla kapladık, yeri geldi evde yapılmış zeytinyağlı oyun hamurlarını duvarlara fırlattık her yeri yağ yaptık…
Anneciğimiz bize hiç “yapma etme, aman kıracaksın, aman bozacaksın” demezdi. Gardolabımızın kapağını kırıp bir yerlere dayayıp kaydırak yapmıştık, oradan cümbür cemaat kaymak, evi parka çevirmek ne zevkliydi. Annem yaratıcılığımızı kısıtlamayı asla istememiş, çocukların mantığının olmadığını, yapma kelimesinden anlamadığını, yapmak istediğini yapmazlarsa mutsuz olacaklarını bilerek bizi hep mutlu etmiş. Arkamızdan bütün pisliklerimizi temizlemiş durmuş yani. Tabi barbielerime yenisini eklmek istersem ya da onlara yeni elbiseler almak istersem ve kotayı aşmışsam hiç yüz vermezdi yani bizi özgür bırakırdı ama şımartmazdı. Bazen ağlama komalarına girerdim, çatlardım dediğimi yaptırabilmek için ama hiç oralı olmazdı. Bu durumda yanıma benden 1.5 yaş büyük olan ağabeyimi gönderirdi. Ben hıçkırıklar içinde boğulurcasına ağlarken elinde bir kolonyayla gelir, yüzümü seve seve beni ferahlatırdı, sakinleşirdim. Evet olayda gıcık bir çocuk kaprisi ve cıngar çıkartarak ağlamak var ama sonu bence o kadar tatlı ki, galiba abimin ben ağlarken beni telkin etmesini de çok özlemişim.  Mesela annemle özel gecelerimiz vardı. Haftanın bazı geceleri TRT’de siyah beyaz  Türkan Şoray filmleri oynardı, ya 4 ya da 5 yaşlarımdaydım sanırım, iki kız başbaşa sarılıp izlerdik, hem biraz geç uyurdum, hem de annemle özel vakit geçirirdim, birlikte uyurduk, evin erkekleri ayrı oda da uyurlardı, ne kadar özeldi ve önemliydi benim için. Çocuk işte nelere  heyecan duyuyor :)

kido-ciko

Bebek Parkı’nın eski sosyetesi bizdik. Futbolcu şortum çok trendy, üstelik sıfır selülit.

Babam sık sık bizi sırtına alır pestili çıkana kadar evin içinde zıplaya zıplaya  turlardı. Bazen abimle ikimizi birden sırtlardı. Biberonumda sütlü çayımla Barış Manço’yu izlerdim haftasonları, kahvaltı sofrasında tereyağı mutlaka benim önümde dururdu, cıvık yumurtam yumurtalığımda, 4 yaşımdan beri balığımı kendim ayıkladım, bir keresinde balığın beyaz gözünü bulunca havalara uçmuştum “boncuk buldum, boncuk buldum” diye. O anı çok net hatırlıyorum, ne kadar naif :)

Annem öğlen uykularımızda bizimle uzanırdı, ayaklarımı alır, bacaklarının arasına sıkıştırırdı ısıtmak için, yorganı tepemize kadar çeker sarılırdı, halbuki ben boğulacak gibi olurdum ve hiçbir zaman uykum gelmezdi, kaçmanın bir yolunu arardım. Ben çok usluydum ama abim fena yaramazdı, eh beni de azdırırdı, başıma hep birşeyler gelirdi, ne çok badireler atlattım ve sağ çıktım vahşi oyunlarımızdan. :) Saklambaç oynarken ayak başparmağımın tırnağını kökünden koparmıştı , boğuşurken kafamda kocaman bir delik açmıştı, yüzerken en kalın camlı deniz gözlüğünü burnumda patlatmıştı ve o koca cam kırılıp burnuma saplanmıştı. Daha neler vardır anımsamadığım.

Yaş aramız çok az olduğu için ikiz gibi dipdibe büyüdük, annemlerin yatağına çıkar güreşirdik, bu hanzo oyununu ergenliğe kadar doymadan oynadık, sonra eşitlik bozulmuştu abim artık güçlenmişti ve hükmen galipti. Ergenlik bizim için ayrılık noktası gibi oldu, her zaman yakınızdır ama artık oyun arkadaşı değildik. Bu dönemden önce yapacak tek işimiz sokağa çıkıp oynamaktı, taş sopa, top, ip atlama, saklanbaç, ebelemece gübelemece ne varsa oynanırdı. Kimse olmadığında yalnız kalınca yine oynayacak birşeyler bulurdum kendime, bir keresinde camdan dışarı baktığımda bir fare görmüştüm, ölü mü canlı mı anlamamış yanına inmiştim, yaşıyordu. Oyuncak küreğimle fareyi yattğı yerden alıp otlarla ona bir yatak yapmıştım, yastığı ve yorganı bile vardı. Şüphe çekmemek için eve dönüp bir kaç  saat sonra yaralı faremi kontrol etmeye ona yemek vermeye gitmiştim ki yatağında yoktu. Eve çıkarken yolda farenin ölüsüne rastladım, sanırım bu sefer kedi saldırmıştı, beni dinleyip yatağından çıkmasaydı şu an onun torunları sokaklarda koşturuyor olabilirdi.

Hayvanlara ilgim bu kadar değildi, ne kadar hastalıklı zavallı gözü önüne akmış kedi köpek yavrusu varsa toplar eve getirirdim. Bir gün bakkaldan dönerken bir teyze yan bahçesine kurulan, geceleri durmadan ağlayan gözleri hastalıklı kedi yavrusunu bana kakalamıştı, alıp eve gelmiştim. Tabi ki bizleri özgür yetiştiren annemin bile sınırları vardı, cevap “hayır” dı. Kediyi aldığım yere bırakacaktım ama bu seferde beni haylaz abim kandırmıştı. Kediyi torbaya sarıp camdan aşağı bırakacaktık, neyse ki girişin üstündeydi evimiz pek yüksek değildi. Ben de ona güvendim, bir şey olmaz demişti, hayır yapayım derken zavallı kediye zulüm yapmaya başlamıştık. Eve giren tek evcil hayvan kaplumbağa, balık ve kuştu. Balıklarla derdimiz büyüktü. Akvaryum dolusu balıkları alır alır koyardık pıtır pıtır su yüzüne çıkarlardı. Bizimkiler bir gün yine bir dolu balık almıştı, çeşit çeşit. Herkes kendine bir balık seçiyordu, ben de kendime en minik şeffaf olanını seçmiştim. Seçim nedenim minik oluşu değildi elbette, dudakları kıpkırmızıydı süslünün. Rujlu balığım ileri, rujlu balığım geri, bakar dururdum. Çok geçmeden rujlu balığım da ölmüştü :( naaşını defnetmeye bahçeye çıkmıştık , yanında bir kaç japon balığı vardı gömülecek ama onlar umrumda değildi, ben hıçkırarak rujlu balığıma ağlıyordum, kaybım büyüktü. Biz merasimi düzenlerken bir kedi üzerimize geldi kernarda duran japon balığını kapmıştı, dehşet içinde çığlıklarımızı atarken, pis kedi balığımızı biraz tartaklayıp yemeden bırakmıştı. Rujlu balığım ölünce ciddi depresyona girmiştim, yerine yenileri geldi ama hiçbiri onun kadar sevilmedi.. .

Asıl bozgun kaplumbağamda yaşanmıştı, benim akıllı mini minnacık kaplumbağam su dolu pis kokulu yuvasından kaçıp hep benim çalışma masamın kenarına gelirdi, o kadar akıllıydı ki sahibine koşardı yarım gün boyunca. Gün geldi o da bu diyardan göçtü… Kaplumbağamı uzaklara gömmeye hiç niyetim yoktu. Odamın balkonunda ki çiçekliğe gömdük. Gidip gelip toprağı açıp kaplumbağama bakabiliyordum. Ama günler geçtikçe kaplumbağam büzülüyordu, buruşuyordu, rengi değişiyordu daha da kararıyordu, üzerinde delikler açılmaya başlıyordu. Minik kaplumbağam bir anda peri bacasına dönmüştü, yaşadığım hüznü, ağır travmayı anlatmaya kelimeler yetmez. Neden delik deşik olduğunu anlamakta zorlanmadım, kaplumbağamın her yerinde karıncalar vardı, zaten evimizi de sarmalamışlardı. Sonra karıncalar azılı düşmanım oldu. Bereket versin evimizde karınca boldu, halıflexleri kaldırır altında vıngır vıngır dolanan karıncaları acımadan öldürürdüm. Yani benim için bir karıncayı bile incitemez diyemeyiz, tek incittiğim şey karınca daha uygun olabilir. Nerede karınca yakalasam ezerdim. Sonra  10′lu yaşlara geçmiştim, mutfakta ocakta birşeyler ısıtırken elime bir karınca geçti, eski nefretimle elime aldım bi süre inceledim ve elimden kazara elektrikli cam yüzey ocağa düşürdüm. Karınca yandı top gibi oldu, fena bir koku yayıldı. İstemeden olmuştu, çok üzülmüştüm :( O gün bu gündür karıncalarla tekrar barıştım bir tekini bile incitmiyorum.

kido

üşengeçlikten fotoğrafları tarayamadım, telefonla fotosunu çektim. Kendinizi yormayın iPhone herşeye yarar :)

Küçüklüğümü hatırlayınca asıl içimi yakan olay şudur, Aykut Hamzagil’in ev dekorasyon, tekstil, nevresim üzerine çok şık bir showroomu vardı Şişli’de (hala varmış ama durumu içler acısıymış) ithal kumaşlar, envayi çeşit kombinler, yatak odası aksesuarları vardı. İçeride çeşit çeşit odalar hazırlanmış, her biri ayrı diyardı, her yerde ve her yatağın üzerinde puf puf  şişirilmiş canlı kediler uyuyordu. Bir bölümünde de dekor olsun diye konulmuş plastik meyve sepeti vardı. Aslında bizim kendimize yatak odası takımı seçmemiz gerekiyordu ama abimle benim bu nevresimler hiç ilgimizi çekmiyordu, canı sıkılan haylaz çocuk yaramazlık yapar elbette bende yine istemeden uymuştum abime. Showroom’da bir pencere avluya bakıyordu, avluda bizim yaşlarımızda bir çocuk tek başına oynuyordu. Konuşmadan el hareketleriyle çocukla anlaşmaya başladık, sonra abim plastik meyvaları çocuğa gösterip “ister misin?” diye sordu. Çocuk da son derece hevesle başını sallayarak evet evet dedi, sonra biz muzu çocuğa fırlattık, koşarak muzu eline aldı, ne olduğunu anlamaya çalıştı, hayatında belkide ilk kez bu kitsch plastik objeyle karşılaşmıştı, suratı düşmüştü üzülmüştü resmen. Sürekli o çocuk aklıma gelir durur. Eğer bu yazımı okursa lütfen bana ulaşsın, hatamı affettirmez ama söz ona bir kasa muz alacağım :(

Çocukluğun zor yanlarıda çoktu, mesela yün, pamuklu külotlu çoraplar, kazık gibi sertleşirler zamanla, etinize zımpara gibi değer, iki giyersiniz ya parmağı ya ağı delinir, zaten o ağı her zaman neredeyse dizlerinize iner, zamanla küçülür ama yine de bir süre giydirirler. Yok ben asla çocuğuma o şeyi giydirmeyeceğim, varsın üşüsün buluruz poposunu sıcak tutacak daha yumuşak konforlu birşeyler. Çocuk dediysek hiçbirşeyden de anlamaz, konfora düşkün değildir diye birşey yok. Gerçekten uzmanlar der ya çocuklarınıza yetişkin gibi davranın diye, bunu her konuda yapmak gerekli.

Kendi işini kendi yapan çocuklardandım, 1. yaşımın içinde yemeğimi bir başıma yemeye başlamakla övünmeyeceğim ama 2 yaşındayken, 3,5 yaşındaki abimi yedirmek oldukça sıkı bir beceriydi. Bir gün yine kendi işimi kendim göreceğim diye gece uykumdan uyanıp tuvalete gitmiştim, çocuklar için klozet adaptörü vs. yoktu , klazote oturmamla içine düşmem bir olmuştu, küçük popomun nesine güveniyorsam kimseden yardım istememekle büyük hata etmiştim. Kopardığım çığlıkla annem-babam imdadıma yetişmişti, biraz sıkışmıştım ama çıkmakta çok zorlanmadım. Sürekli bir yerlerde uçar, düşerdim, ananemlerin eski evinin merdiveni çok dikti sayısız kere düşmüşümdür oradan ama her seferinde kedi gibi bir yerlere tutunurdum. Ailecek yaz tatillerimizden birinde kaldığımız otelin balkonundaki korkuluklara doğru koşuyordum, yer çok kayganmış birden feci kaymıştım, korkuluklar benim omzumdan bile genişti, demirlere yine kedi gibi yapışmasaydım şu an ben olmayabilirdim, oldukça yüksekti. Acaba ben mi olayı çok abartılı hatırlıyorum belki pek yüksek değildi ama küçük olduğum için bana fazla görünmüştür. :) Tutunur tutunmaz babam beni yakalamıştı. Hala daha yolda yürürken sürekli minicik çıkıntılara takılır tökezlerim.

Çocukluğumun zor yanlarından ve bazen de hayatımı kurtaran yanlarından biri de annemin aşırı evhamlı oluşuydu. Evhamlı anneden ne zorluk olur derseniz,  10 yaşında, gürbüz gibi bir kara kız iken, Ölü Deniz’de kollukla yüzmek gibi büyük bir zorluktu. Üstelik yüzme okullarına gitmiş, stilli yüzebilen bir çocuktum. Daha 6 aylık çocuklarına yüzme öğreten gevur insanları bana kahkalarla bakıyorlardı, yanığımı mıncırıp göbüşümü seviyorlardı, bildiğiniz pehlivandım. Yüzmeyi çok seviyor ve iyi beceriyordum, üstelik o kolluklar tombul kollarımı  nasılda acıtıyorlardı. Annem sahilde güneşlenirken biraz açılıp ilerde gizlice kolluklarımı çıkararak denizin tadını çıkartıyordum. Meğerse o da sinsice beni izlermiş, panik yapmayayım diye seslenmezmiş, ha ha oysa ki ben panikten o kadar uzaklardaydım ki… Ailece yaptığımız tatilleri çok özledim, en son maaile nereye gittik hatırlamakta zorluk çekiyorum, hele ki yaz tatili… Annemin evhamı bir kaç kere hayatımıda kurtarmıştır ama o hikayelere girip iyice saçaklandırmak, okuyanı iyice sıkmak  istemem.

Anneciğimin bana masal kitapları okumasını çok severdim ama en çok kendi uydurduğu olağanüstü yaratıcı masalları severdim, favori  masal kahramanım ise sessiz ayakkabılarıyla evden kaçan Pepito’ydu, maceraları oldukça hareketliydi ama sonunda herkesin kötü sandığı bir ağzı yerde bir ağzı gökte olan dev onu evine, perişan ailesine getiriyordu. Sanırım annem evden kaçmamamız için baya sıkı bir hikaye kurmuştu kafasında :)

Çok hayalperesttim, ben de kendi hikayelerimi yazardım, çoğu zaman ne oyuncağa, ne de arkadaşa ihtiyacım vardı, etrafta kimse yoksa kendi kendime bir dünya yaratır, uydurma oyunlar oynardım. Düşünüyorum da çocuk olmanın en olması gereken yanı bu galiba, korunmaktan başka hiç birşeye ihtiyaç duymamak. Hani vardır ya savaş ortamında  daha bombaların dumanı tüterken parçalanmış birşeylerle oyun oynayan çocuklar ya da bir doğal afet sonrası yok olan coğrafyanın ortasında kendine yeni bir coğrafya kuran çocuklar.. İşte çocukluk o. Aslında özlediğim şey o. Babamın sırtına çıkabilmek, getirdiği aburcubur torbasına saldırmak, ben uyuduğumda beni taşıyan gücünü hissetmek, annemin koynuna sığıp Türkan Şoray filmleri izleyebilmek, uydurma masallarını dinleyerek uyumak, bir yandan benimle haylaz oyunlar oynayan abimin  bir yandan üzülünce beni teselli etmesi, çocukluğumu paylaşması , korunmak kollanmak, dertsizce kaygısızca yaşamak, nelerin geleceğini düşünmemek,  en kötü günde bile yine de ÇOCUK OLABİLMEK !

Aslında aklımda daha çok şey vardı, yazıdan da anlayabileceğiniz gibi biraz karışmış aklım, karmakarşık anılar çıktı ortaya. Geçmişi hatırlamak güzel bile olsa hüzün veriyor bana neyse ki şükürler olsun  canım ailem yanımda, sağlıkla, allah uzun uzun güzel ömürler versin bizlere, sevdiklerimize, hepimize… İşte öyle bu aralar özleyip duruyorum cücüklüğümü…

Benzer Yazılar:

13 Responses to “Çocuk olabilmek”

  • Derya:

    Yine keyifle okudum.. =) Ben de zaman zaman hatırlar durururum, hüzünlenirim. Özellikle son zamanlarda, ablalar evlenip gidince ve yalnız kalınca koca evde, daha çok özlüyorum o anları..

    [Reply]

    Çiseren

    Çiseren Reply:

    Deryacım teşekkür ederim.. bu arada sen çocukluktan çıkalı kaç sene oldu ki? =D
    ablam olmadı ama olsun çok isterdim.. gitmeleri çook üzücüdür :(

    [Reply]

    Derya Reply:

    Doğru aslında, ben hala minik sayılırım. =D

    [Reply]

  • esin:

    Sevgili çiseren öykü tadında olmuş yazın,bunları kayıt altına alıp daha sonrası için biriktirip öykü kitabı yayınlaya bilirsin.

    [Reply]

    Çiseren

    Çiseren Reply:

    Çok teşekkür ederim Esin, kafamda çok düşünmeden başlıyorum yazıya, yani dökülüveriyor, o yüzden biraz tencerede çorba gibi karışıyor bazen,, toparlamaya çalışıyorum, beğenmene çok çok sevindim, değerli beğenin çok kıymetli benim için. Sevgiler..

    [Reply]

  • hiç bu kadar samimi bişi okumamıştım, çok güzel, çok saf, çok hüzünlü.

    [Reply]

    Çiseren

    Çiseren Reply:

    bir kısmı bilmediğin hikayaler =) teşekkür ederimmm

    [Reply]

  • Funda:

    Aldın götürdün beni taaaa çocukluk yıllarıma.Çok ta iyi yaptın,yüreğine sağlık Çiseren’cim….

    [Reply]

    Çiseren

    Çiseren Reply:

    teşekkürler fundacım

    [Reply]

  • Esra:

    boğazım düğümlendi okurken neşesi arasında gizli hüzünü olan yazı çıkmış ortaya. okuyunca anladım ki bende hasret kalmışım çocukluğuma. zaman hızla geçmiş farkına bile varamamışım :( Harikasın Çiseren

    [Reply]

    Çiseren

    Çiseren Reply:

    Esra çok teşekkür ederim aynen bende birden özlem duydum zamanı farketmemişim demek ki böyle oluyor bu işler =)

    [Reply]

  • Esin D.:

    Blog gezerken ağlayacağımı tahmin etmemiştim. Doğum fotoğrafları beni yumuşattı ve bu yazı patlama noktam oldu diyebilirim. Şimdi sizi tanımış gibi oldum. Neden ve nasıl bu kadar güzel fotoğraflar çekebildiğinizi net anlayabiliyorum. Duygularınızı çok yoğun yaşıyorsunuz ve bunları paylaşmaktan çekinmiyorsunuz. Her şey gönlünüze göre olsun

    [Reply]

    Çiseren

    Çiseren Reply:

    Ne kadar teşekkür etsem azdır =)) c.tesi geceme huzur kattınız. Sevgiler!

    [Reply]

Leave a Reply

Google +1
Flickr
www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos and videos from ciseren korkut. Make your own badge here.
Etkinlikler