Archive for Nisan, 2010
Bahar geldi, hoş geldi…
Cemre çoktan havaya, suya , toprağa düşmüş… Dışarıda kuşlar cicikliyor, dallar çiçeklenmiş, günler uzamış, güneş artık ısıtıyor. Bense “ahh ahh” diye bakıyorum camdan dışarı sonra gözler şaşı olmuş şekilde dönüyorum bilgisayar ekranına. Kıştan beri 1-2 kere gün yüzü görmüş, hep hava karanlıkken gezmiş, ne çok bunalmış, bıkmışım kapalı ortamlardan. Zaten sevmem ya karanlığı. 22 Nisan perşembe evde şişkin fotoğraf klasörleri beni beklerken, rutin işleri halletmek üzere dışarı çıktım hem de gündüz vakti. Dışarıya atmışken kendimi Murat‘la bu kez yarasalık yapmayalım güneş görelim dedik.
Aldı götürdü beni Fenerbahçe Parkı’na, bol bol ters ışık fotoğraflar çekti =) Hava harikaydı, ağaçlar çiçekler, parkın yeni sakinleri ördekler , tavşanlar…
Bu kadar sevimli yaratıkları bir arada görünce insanı neşe kaplıyor, ben biraz fazlaca neşelenmiş olacağım ki hızımı alamayıp ördekleri kovaladım. Şehir insanı ne yapsın işte böyle şaşırıyor kediden başka hayvan görünce.
Günün sonunda bol bol temiz hava aldık, bol bol güzel fotoğraflar çektik. Tabi böyle fotoğraflar çekeceğimizi bilseydim zatüre olma pahasına incecik ipek elbise giymeyi tercih ederdim. Artık ileride bu çekimi mutlaka uçuşuk bir elbiseyle ve saçlarım fönlü olarak tekrarlamak istiyorum. Önümüzde ki günlerde yapacağım çekimler için başarılı bir test çekimi yapmış olduk ayrıca.
Şimdi İstanbul’da ki tüm parklar böyle güzel ve neşeli. Alın çocuğunuzu, yoksa sevgilinizi , o da yoksa arkadaşınızı, o da yoksa kendinizi ve yeşile doğru yürüyürün, biraz çimlere uzanın. Sırtınızda bir şal, elinizde bir fincan çay ohh işte biraz huzur. Hem şehirden hiç uzaklaşmadan, hem de şehirin kaosundan oldukça uzaklaşarak huzurlu bir, iki saat geçiriverin.
Ben “aaa bahar gelmiş” derken ertesi gün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız da, Bahar adında bir meleğin doğumunu çektim. Bahar, pilot dedesiyle aynı gün doğdu, yine o gün sivil havacılıktan emekli olan dedesine ve muhteşem ailesine en büyük, en güzel hediye oldu. İşte gördüğünüz gibi benim için Bahar yeni geldi, hoş geldi =))
Fotoğraflar : Murat Koç – Çiseren Korkut
Ezgi’nin Günlüğü

Gülçin Hanım ile Ezgi’nin doğumuna henüz aylar varken mailleşmiş, doğumda birlikte olmak üzere sözleşmiştik. Heyecanla tarihin yaklaşmasını bekliyorduk. Ezgi bir hayli erkenci davranarak, anne karnında ki serüvenine son vermeye karar vermiş, henüz 6 aylıkken doğum yoluna girmişti. Ezgi’nin doğduğunu bir süre sonra Amerikan Hastanesi’nde ki bebek yoğun bakım hemşiresi güzel arkadaşım Şirin’den öğrendim. Hastanenin diğer yoğun bakım hemşireleri gibi Şirin’in de Ezgi’nin üzerinde büyük emeği olmuş. Şirin beni durumdan haber ettikten sonra hastanede çekimim olduğu bir gün Gülçin’le ayaküstü sohbet etme fırsatı yakaladık, tanıştık. Her gün hastaneye kızına bakmaya, beslemeye gidiyordu Gülçin. Ezgi biraz daha büyüyünce evlerin de çekim yapmak üzere yeniden sözleştik. Gülçin’in enerjisi harikaydı, sevinçli, tüm yorgunluğuna rağmen oldukça heyecanlı görünüyordu. Çünkü artık prematüre doğan minik Ezgi hayata sımsıkı tutunmuş, tüm üzüntülü, telaşlı geçen günleri biraz daha geride bırakmıştı. Doktorları yakın zamanda evlerine gidebileceklerini müjdelemişti. 46 günlük yoğun bakımdan sonra artık yuvasına dönebilecekti. Bir anne için daha güzel ne olabilir ki. Tabi bu hikayenin benim yaşadığım tarafıydı. Damla gözyaşına tanık olmadım, hiç mutsuz bir sesle karşılaşmadım. Geçtiğimiz haftalarda Gülçin beni tekrar aradı ve artık doktorlarının eve misafir kabul etmelerine izin verdiğinin müjdesini iletti, 18 Nisan’da Ezgi’nin fotoğraflarını çekebilmem için evlerine ilk davetli ben oldum =) Gittiğimde güleryüzlü bir çift beni karşıladı. Baba Selçuk Bey, Ezgi’yi bir saniye olsun göğsünden ayırmıyor, öpmeye doyamıyordu meleğini. Ezgi’nin en huzurlu olduğu yer anne-babasının göğüsü. Anne karnında alışık olduğu sıcak kalp atışlarını dinlemek en güzel ninni onun için.
Her bebekli evde bir neşe hakimdir, yüzler güler, herkes mutludur. Ama Ünver ailesinin evinde şimdiye kadar tanık olduğumdan çok farklı bir sevinç vardı. Ezgi aile için kocaman bir lütuf, sevmeye kıyılamıyordu. Bu evde başka bir aşk, başka bir mutluluk vardı. Ezgi sadece 1.250 gr dünyaya gelmiş, o kadar minikmiş ki , kürdan kadarmış parmakları. Gülçin doğduğu zaman bebeğini görememiş bu da büyük telaş yaşatmış ona. Ezgi’nin şuan 3 aylık, aslında hala anne karnında olması, 5 Mayıs gibi doğması bekleniyordu. Ne büyük korkular yaşamışlar. Doktorlarının, hemşirelerin çabalarıyla, özverisiyle, sevenlerinin dualarıyla Ezgi hayata sımsıkı bağlanmış, şimdi çok kuvvetli bir melek, harika sesler çıkartıyor, her göz kırpışı, her nefes alışı şenlik yaratıyor =)
İşte benim yaşadığım tarafı buydu Ezgi’nin hikayesinde. Gözlerinin içi gülen yüzler, sevinçli, huzurlu sesler, kocaman bir “ohh!” çekiş… Gülçin yaşadıklarını anlatırken tüylerim diken diken dinledim ve artık onların mutluluğuna ortak olmanın ne kadar kıymetli olduğunu farkettim. Her aile ile başka bir sevince ortak oluyorum ama Ünver ailesinin sevinci çok farklıydı benim için. Allah güzel kızlarıyla uzun uzun, güzel ömürler nasip etsin sevgili aileye. Yuvalarından aşk, bebek kokusu hiç eksik olmasın =))
Çiseren’in 100. Bebeği ARAS GÜLLE
Lalehan ile bebeğinin doğum tarihinden bir süre önce iletişime geçmiştik. İlk önce bir arkadaşlarının bebeğinin fotoğraflarıyla tanımışlar beni, doğum sırası Lalehan’a gelince doğum fotoğrafçısı araştırması yaparken tekrar rastlamış bana. Kararı netleşince, tarihi kesinleşince 18 Mart Aras’ın doğum günü için programımda yerini aldı. Internatiol Hospital’da gerçekleşecekti doğum. Hem evime yakın hem de çekim açısından bol ışıklı suit odasını çok sevdiğim bir hastanedir. Keyifle sabah kalkıp hastanenin yolunu tuttum. Lalehan’ın odasına girdiğimde aile yakınlarıyla merhabalaşıp kendimi tanıttım, karşımda bir de genç ve güzel bayan otuyordu, kafamı hasta yatağına uzattım ” Lalehan uzanıyor sanırım” diyerek, ama karşımdaki güzel bayan “Lalehan benim” dedi. Önden bakınca hamile olduğunu zar zor anlayabildiğim güzel kadınmış meğerse az sonra doğum yapacak olan =) Doğum saatine kadar son göbekli fotoğraflarımızı çektik, son gergin, geçmek bilmeyen dakikalar derken nihayet ameliyathaneye indik ve epidural sezaryen ile Aras 18.03.2010 saat 12:52′de nur topu gibi dünyaya geldi, ilk muayneleri sonrasında anne-babasının kollarına verildi.
Anneciği Lalehan’ın koyu yeşil, güzel gözleri nemlenmiş, kızarmış ama yüzünde kocaman bir gülümsemeyle limon sarısı saçlı meleğini kucakladı. Yine gözleri yaşlı eşi, gururlu baba Servet de güzel eşi ve 2. meleğini koruyucu kimliğiyle kavramıştı. İşte en sevdiğim an, bebek ile anne-babasının ilk teması… ilk öpücükler.. ilk koklaşmalar…birlikte akıtılan ilk mutluluk gözyaşları…kulağına fısıldanan ilk kelimeler “oğlum, canım, hoşgeldin…”


Aras’ın 100. bebek olduğunu henüz ben de bilmiyordum, ama güneşli, çok güzel bir günde, harika bir aileye geldiği için çok şanslı olduğunu düşünüyordum. İlk bakımları yapıldıktan sonra annesi gelinceye kadar bebek bakım odasında bekledi Aras. Annesi gelince odasına ilk sütünü emmesi için tekrar annesinin kucağına verildi. Karnı doyduktan sonra babasının kopyası, minik abi Hazar geldi, henüz bir kardeşi olduğunun pek farkında değil. Onun için kardeş demek annesinin göbeğindeki şişlikti =) şimdiyse o şişlik gitmiş yerine annesinin kucağında oyuncak gibi bir bebek gelmişti. Hazar tüm tatlılığıyla kardeşinin ona getirdiği oyuncak süpürge ile odayı temizledi.


Çekim programımı tamamladıktan sonra bu hoş sohbetli, kalite ailenin iznini isteyerek, vedalaşıp evime döndüm. Aras’ın özel sayfasını hazırladım. Aras’ın 100. bebeğim olduğunu birkaç gün sonra ki sayımda farkettim =) Çok sevindim çünkü en çok sevdiğim çekimlerimden bir tanesiydi. Kış günlerinden, karanlık ışık almayan hastane odalarından sonra günün gerçekten aydın olduğu, ışıltılı bir çekimdi.
Aileye sürpriz yapmak istedim, 100. bebeğin ismini henüz ilan etmemiştim. Ancak hediyemi hazırlamam yoğun iş temposunun arasında pek hızlı olmadı ve sonunda Lalehan’dan beklenen telefon geldi. Fotoğraflarına kavuşmak istiyorlardı artık, süprizi bozmak zorunda kaldım. Gecikmenin sebebinin açıkladım. Sabrı için Lalehan’a çok teşekkür ediyorum. Bu güzel habere çok sevindi elbette.
Bugün Çiseren’in 100 bebeğine 25×38cm fotoğraf baskısı için özel tasarlanan el yapımı çerçevesi kargo ile geç de olsa elime ulaştı. Acemi şoför halimle atladım arabama paketi teslim etmek üzere Ataköy’den Yeşilyurt’a gittim. Tabi eski Yeşilköy’lü oluşuma güvenerek, yoksa acemi halimle hem araba kullanıp hem adres bulmak ve sonra park yeri aramak benim neyime.. Neyse ki paketi sağ sağlim elden teslim edebildim. Aras 3 haftasını doldurmuş , güzelliğine güzellik katmış etrafına meraklı bakışlar atıyor, abisi Hazar ona öpücükler konduruyordu. Çok sevmek istedim ama henüz yeni mamasını yemişti midesi şişti. Zaten daha sevmek için çok şansım olacak =) Aras’ın 1 yaşına kadar ailesi ne zaman isterse bebek çekimi hediyesi de var. Lalehan biraz büyüsün öyle çekelim dedi, ama ben bu halini kaçırmayı hiç istemiyorum, bu yüzden 2 hafta sonra tekrar misafirleri olacağım. Eh 100. bebek olmak kolay değil, bol bol poz istiyorum.
Sevgili Gülle ailesini tanımak, birlikte çalışmak çok büyük bir keyifti. Umarım uzun yıllar mutluluklarını paylaşacağım ailelerim arasında olurlar.
Güzel aileye uzun, sağlıklı, mutlu ömürler, çatısı altından kahkaha sesleri eksik olmayan sıcacık bir yuva dilerim…








![[del.icio.us]](http://ciseren.com/blog/wp-content/plugins/bookmarkify/delicious.png)
![[Facebook]](http://ciseren.com/blog/wp-content/plugins/bookmarkify/facebook.png)
![[MySpace]](http://ciseren.com/blog/wp-content/plugins/bookmarkify/myspace.png)
![[StumbleUpon]](http://ciseren.com/blog/wp-content/plugins/bookmarkify/stumbleupon.png)
![[Twitter]](http://ciseren.com/blog/wp-content/plugins/bookmarkify/twitter.png)








Facebook
Flickr
Twitter