Ladin
Ladin’in muhteşem hikayesi daha doğmadan çok önce başlamıştı, herkesin bebeği kıymetlidir ama Ladin’in dünyaya gelme mücadelesi oldukça etkileyiciydi. Ben bu hikayenin renkli, neşeli, oldukça keyifli tarafındaydım. Esra Sert’in hamilelik fotoğraflarını çekmiştim, bizim çekimden hemen sonra Vatan Gazetesi’nde röportajı olacaktı, gazetede benim fotoğraflarım kullanılmıştı ama röportajın içeriğinden haberdar değildim, Esra’nın yaşadıklarını Ayşe Aydın’ın röportajında okuyunca inanamamıştım. Neşeli duruşuna bakınca, bir ordu adamın kaldıramayacağı zorlukları sırtlamış ve herşeyi arkasında bırakmış birisi olduğunu bilemezdim.
Geçen sene bu zamanlar Ladin’in dünyaya gelimesini beklemekteydik, bu yüzden yetişememe korkusu yaşayarak stresli bir dönem geçirmiştim ancak herşey yolunda gitti, Ladin sevinç gözyaşlarıyla karşılandı. 42. haftanın sonunda, epidural sezaryen ile, 28.02.2010′da aramıza geldiği anda gözleri kocaman açık, etrafa gayet cool bakışlar atıyordu =) Genelde bebekler mosmor doğarlar ama Ladin pespembikti, üstelik ağlamıyordu, bizleri süzüyordu resmen. Yazının devamı »
Anne Yüreği
Hep sorulur doğum fotoğrafçılarına, sizi en çok ne etkiler doğum olayında diye. Beni en çok etkileyen ilk şey bebekle annenin kavuşma anıdır, dünyanın en kutsal saniyeleridir o an. Aynı bedeni paylaşan 2 canın sonunda sıcacık ten temasları gerçekleşir, her anne der ki “sıcacıktı yanıma verdiklerinde” o sıcaklık annesinden geçen sıcaklıktır, içinde saklamış, korumuş, beslemiş, ısıtmış, büyütmüştür annesi bebeğini, işte bu kucağına alabileceği an için. Bebeğin anneyi hissettiği anda susması, annesinin göz pınarlarında biriken gözyaşları… Tarif edilmez tanık olanlar bilir, asıl yaşayan bilir derler ya. Öyledir. Uzaktan seyretmesi bile bana ağlamak için fazlasıyla yeterli bir sebep.
Ama bundan başka kalbime dokunan başka anlarda vardır. Yine içinde anne vardır, anneler vardır. Evladını doğuma gönderen annedir içimi burkan. Benim annem çok evhamlıdır, bizde genetik birşeydir annelik içgüdüsü, koruyuculuk. Öyle ki yolda bir çocuğu düşerken görsem annesinden önce koşar tutmaya çalışırım, iç güdüsel bir refleks sanırım. Kimi insan doğumdan sonra bile bu içgüdüye sahip olamıyorken daha doğmamış çocuğumun henüz portakal bile olmadığı bir dönemde bu iç güdüye sahip olmak pek iyiye işaret değil gibi. Çoçuğunu aşırı koruyan, evhamlı bir anne aday adayıyım belli ki =)
Makyaj Nasıl Uygulanmalıdır
Makyaj yapmayı sevmeyen var mıdır? Vardır elbet ama biz kadınların geneli, gerekli gereksiz bir sürü malzemeye sahip değil miyiz? Bazılarının kutusunu bir açarız hiç kullanmamışızdır. Ama severiz renkli kutular bizi cezbeder, en başta önemli olan o süslü kutuyu satın alma eylemidir, sonrasını boşverin :)
Ben makyaj malzemelerinin kaliteli olması gerektiğine inanlardanım, yüzünüze sürdüğünüz, gün boyu cildinizin emdiği ürünler mümkün olanın en iyisi olmalıdır. Tabi bunların ciltten çıkarılmasıda aynı titizlikle yapılmalı en ufak iz bırakmayacak şekilde cilt temizlenmelidir.

Pedofilik Moda Anlayışı
Aslında benim blogum toz pembe bir blogdur, Çiseren’den pembe masallar başlığı altında hep güzel deneyimlerimi, sevinçlerimi paylaştığım yazılar içerir. Neler yazmak istedim ama olumsuz olduğu için yazmaktan kaçındım, rengim toz pembe kalsın istedim. Ancak ne zamandır canımı sıkan ve artık susamayacağım bir konu var “Çocuk İstismarı”.
Bana sürekli cast ajanslarından mailler, telefonlar gelir, “fotoğraflarınızda ki bebekler çok güzel, çok beğeniyoruz acaba çalıştığınız ailelerden, çocuğunu cast ajanslarına kayıt ettirmek isteyenler var mıdır?” diye sorar iletişim bilgilerini isterler.. Bende “hepsi çalışan insanlar, pek bunlarla uğraşacak zamanları olduğunu sanmıyorum, ayrıca ben sadece işimi yaparım, bu tip işler için ben onlara teklif götüremem” diyorum, ne diyebilirim ki başka. Ara sıra da “benim çocuğum pek güzel, şeker bir çekseniz ablası” diye mailler gelir. En son bu ikisininde bir arada olduğu enteresan bir mail aldım. Cevap bile yazamadım. Aslında maili okuyunca ne var canım diyebilirsiniz ama işin iç yüzü öyle değil. Maili atan babanın affına sığınarak buraya kopyalıyorum.
“Merhaba benim adım h.e 3 yaşında çok güzel ve değişik bir kızım var adı n. kızımın reklamlarda oynamasını isityiorum ve oynıyabileceğini düşünüyorum çok tatlı ve değişik bir kızım var facede fotoları var benim adımdan girip inceliyebilirsiz teşekkürler kolay gelsin ilgilenirseniz beni arayın 0 5.. … .. ..”
Nişan arkası
18/12/2010 itibariyle artık nişanlıyım. Nişanlamış olmamızın dışında, tüm organizasyonu üstlenerek, dar zamanda herşeyi yetiştirerek bu işi başarıyla tamamlamanın gururunu yaşıyorum. Evet bir nişanlı olarak deneyimlerimi bu yazımda ele alacağım. Hazırlık içerisinde olan heyecanlı kızlar okusun, çok fazla kasmamak gerektiğini anlayıp bir oh çeksinler istedim.
Benim kadar hisli birinin bu kadar özel bir gece hakkındaki yazısına bu kadar ruhsuz girdiğine şaşırabilirsiniz ama aslında olayın ucu çok uzaklara, eskilere gider… Geçtiğimiz 14 Temmuz’da tüm sülalemiz, eş dost, hasım, hısım, bir kısım tarafından beklenen teklifi aldığımda, ıssız bir yerde, gün batarken uçurumun kenarında sevgilimle sarmaş dolaş olup, karşılıklı mutluluktan ağlaşırken “peki ya şimdi ne olacak” demiştim =) İşte ne olacak kısmına sonunda geldik hatta geçiyoruz. Evlenme teklifi kısmını atlıyorum bu kadar detay fazla bile. Ama hep hayalini kurduğum, filmlerde gördüklerimizden daha şoke edici ve ayaklarımı yerden kesen bir teklifti, ne yalan söyleyeyim sevgilimden bu performansı beklemezdim. Gözlerimi kapatıp o anı tekrar düşündüğümde hep uçarak o uçurumu geçtiğimi ve denizin üzerinde süzüldüğümü görüyorum ya da Murat’ın yamaca çok yakın olduğunu ve neredeyse düştüğünü görüp irkiliyorum… Eminim pskolojik bir açıklaması vardır =)
Kozmetik alışverişine devam
Daha önce bu konuda bir yazım olmuştu. Başlıktan anlayabileceğiniz gibi kozmetik alışverişlerim devam ediyor, ne kadarını tükettiğimi merak ediyorsanız; tükenen henüz yok ama azalanlar var =) Strawberrynet.com insanda takıntı haline gelen bir site. Boş vakitlerimde bu alışveriş sitesini ziyaret edip şenleniyorum diyebilirim. Çok fazla zamanınızı alan bir işiniz varsa en büyük eğlenceniz internette alışveriş yapmak haline gelebiliyor. Ama halimden şikayetçi değilim, ayağıma birkaç günde gelen kozmetiklerim ve hiç bıkmadığım, her defasında kendini yenileyen bir mesleğim var. Önce ki yazımda asla fondöten kullanmam demiştim ama asla, asla dememek gerektiğini unutmuşum , geçenlerde MAC’ta bir ürünün renginin bana yakışıp yakışmayacağını sorarken kendimi makyaj yaptırırken buldum, kızların kullandıkları tüm fırçalar beni benden aldı, annem ve kendim için göz fırça seti aldım sadece ihtiyacım olanı alırım ve hiç açgözlü değilimdir o yüzden hiç kullanmadığım halde fondöten ile birlikte fırçasını aldım. Fondöteni fırçayla sürmenizi tavsiye ederim gerçekten çok farkediyor. Hem çok ince bir tabaka uygulamış oluyorsunuz by sayede cildinizdeki renk tonları dengeleniyor, kızarıklar kapanıyor, hemde kusursuzca yaymış oluyorsunuz fondöteni yüzünüze, boya fıçısı göüntüsü kesinlikle olmuyor. Tabi bir de size kendinizi daha profesyonel hissettiriyor. Yağlanma yapmadığı için mat fondötenler daha doğru tercih gibi geliyor bana, makyajı uygulayan kız mat görünüm ve iyi kapatıcı özelliği için studio fix fluid tavsiye etti, benimde hoşuma gitti, oldukça doğal görünüyor. Ancak berbat bir kokusu var, sevgilim fondöten sürdüğümde benden uzaklaşıyor =( Yani yine pek sık fondöten kullanan biri olamayacağım. Sadece davetlerde, özel gecelerde sürüneceğim. Zaten cildiniz problemli değilse çok fazla ürün sürünüp onu problemli hale getirmeye gerek yok. Bazen tam teşeküllü makyaj yapmak gerekebiliyor elde bu ürünleri bulundurmakta fayda var. Onun haricinde cilde çok fazla şeyin uygulanmasını doğru bulmuyorum. Gelelim internet üzerinden ellerime düşen yeni ürünlere ve kişisel yorumlarıma.
1- BOBBI BROWN - Shimmer Brick Compact, Pink : Oldukça yoğun ve minik pırıltılarıyla cilde ıslak bir görünüm kazandırıyor. Ürünün daha yoğun renkli, koyu tonlarıda mevcut. Pembe tonları çok doğal, ben buğday tenliyim eminim beyaz tenlilere çok daha güzel yakışır. Yüzünüze ışıltısıyla birlikte doğal bir ton katıyor. Cildinde pürüz, sivilce ve sorun olanlara pek tavsiye etmem, simlerin verdiği ıslak görünüm bozuk ciltlerde yağlanma gibi duracağından hoş görünmeyebilir. Pürüzsüz cildi olanlar için mükemmel bir ürün. Fırçasıyla birlikte geliyor. (şiddetle tavsiye ederim)
Çocuk olabilmek
Ne zamandır çocukluğumla ilgili anılarımı hatırlayıp duruyorum. Neden bilmem, ilk kez oluyor, ilk derken hafıza kaybına uğradım gibi anlaşılmasın, tabiki önceden de bazı şeyleri hatırlardım, genellikle sohbet ederken maceralar dökülürdü ortaya ama bu bir başka türlü anımsamak… Öyle ki eski sahneler kafamda canlanınca bazen gözlerim doluyor, “ah ne güzeldi!” diyorum. Acaba büyüdüğümü hissetmeye mi başladım ya da bebeklerle, çocuklarla çok fazla vakit geçirdiğimden midir? Size de oluyor mu bu garip özlem? Biraz anılarımla, özlemlerimle içinizi sıkayım o zaman, belki sizinde aklınıza birşeyler gelir, hatta paylaşmak istersiniz. Ne de olsa hepimiz çocuktuk bir zamanlar…
Çocukluğuma dair en çok özlediğim ya da hatırlayınca güldüğüm şeyler; (diyerek giriyorum konuya)
Her yerde uyuya kalma özgürlüğüm vardı. Kuş kadardım, babam nerede uyursam uyuyayım beni kucaklar soğuk yatağıma bırakırdı. Sanırım bu yüzdendir soğuk yatağa girmeyi çok severim hala, sıcaksa aynı keyfi vermez. Rahat bir çocukluğum oldu, zaten çok usluymuşum, ağlamazmışım, daha yürüyemezken uyunınca çarşaflarımdaki desenlerle oynarmışım. Oyun oynarken hiç kısıtlanmadım, yeri geldi duvarları, yerleri boyadık, yeri geldi evi una buladık, heryeri sularla kapladık, yeri geldi evde yapılmış zeytinyağlı oyun hamurlarını duvarlara fırlattık her yeri yağ yaptık…
Anneciğimiz bize hiç “yapma etme, aman kıracaksın, aman bozacaksın” demezdi. Gardolabımızın kapağını kırıp bir yerlere dayayıp kaydırak yapmıştık, oradan cümbür cemaat kaymak, evi parka çevirmek ne zevkliydi. Annem yaratıcılığımızı kısıtlamayı asla istememiş, çocukların mantığının olmadığını, yapma kelimesinden anlamadığını, yapmak istediğini yapmazlarsa mutsuz olacaklarını bilerek bizi hep mutlu etmiş. Arkamızdan bütün pisliklerimizi temizlemiş durmuş yani. Tabi barbielerime yenisini eklmek istersem ya da onlara yeni elbiseler almak istersem ve kotayı aşmışsam hiç yüz vermezdi yani bizi özgür bırakırdı ama şımartmazdı. Bazen ağlama komalarına girerdim, çatlardım dediğimi yaptırabilmek için ama hiç oralı olmazdı. Bu durumda yanıma benden 1.5 yaş büyük olan ağabeyimi gönderirdi. Ben hıçkırıklar içinde boğulurcasına ağlarken elinde bir kolonyayla gelir, yüzümü seve seve beni ferahlatırdı, sakinleşirdim. Evet olayda gıcık bir çocuk kaprisi ve cıngar çıkartarak ağlamak var ama sonu bence o kadar tatlı ki, galiba abimin ben ağlarken beni telkin etmesini de çok özlemişim. Mesela annemle özel gecelerimiz vardı. Haftanın bazı geceleri TRT’de siyah beyaz Türkan Şoray filmleri oynardı, ya 4 ya da 5 yaşlarımdaydım sanırım, iki kız başbaşa sarılıp izlerdik, hem biraz geç uyurdum, hem de annemle özel vakit geçirirdim, birlikte uyurduk, evin erkekleri ayrı oda da uyurlardı, ne kadar özeldi ve önemliydi benim için. Çocuk işte nelere heyecan duyuyor :) Yazının devamı »
Eski sevgilim sigara
Bu yazı oldukça uzun oldu ama sigarayı bırakmak istiyorsanız okumalısınız, moral olabilir.
Bir çok özenti ergen gibi bende sigaraya özenerek başladım. Aslında sigara geçmişim çocukluğuma dayanır, annemin mentol aromalı Salem’inden yürütüp, eski evimizin arka balkonunda öksürük krizlerine az girmemişimdir :) Yaramaz arkadaşlarla birkaç çocukluk deneyiminden sonra artık yaş 17′yi vurunca paket taşıyan, ciddi içici haline gelmiştim. Universiteye hazırlık, Memet Güreli’nin muhteşem atölyesinde çizim zamanları, akşam gezmeler, dost meclislerinde muhabbet derken içilen sigara mikatarı zaman geçtikçe artıyordu, tiryakilik kaçınılmaz hale gelmişti. Okulu kazanmadan önce aklımda bırakma fikri belirmişti (nerden geldiyse o fikir hayret) ama bir türlü kendimde o gücü bulamıyordum, hazır hissedemiyordum, bırakıp tekrar başlayacağımı bildiğim için bu girişimde bulunmamak en doğrusuydu. Universitede ilk senemde 5.kata pır diye çıkardım nefes nefese kalmazdım, 2. sınıfa geldiğimde 3. kata zor çıkar olmuştum, her kış sayısız nezle, sayılı gripler… sürekli öksürme ve boğazımdaki tortuları atma mücadelesi, hiç farkında olmadığım berbat koku ki ben kendimi çiçek gibi le dissey light kokuyorum sanardım. Yani sigaranın beni olumsuz yönde etkilediğini (hemde bu kadar kısa zamanda) rahatsızlık verdiğini farkettim. Galiba bırakma fikri buradan gelmişti. Gelelim bırakma sürecime… Sene 2004, Murat’la tanıştım, ilk kez aşık olmuştum, dünya umrumda değil ayaklar yere basmaz, gözler şaşı Murat’a bakar, hatta yanımda değilken bile hala şaşı gözlerle, naif bir sırıtmayla öyle havalara bakar halde içim kıpır kıpır dolanıyordum, uzaktayken surat düşer, gizli köşelerde ağlanırdı. Gayet keyifli gezip tozup karşılıklı sigaralarımızı tüttürüyorduk, akşam yemekleri, şarap masaları, gece gezmeleri… O içtikçe ben , ben içtikçe o yakıyordu yenisini…Hatta sevgilime ilk hediyem de Zippo olmuştu :) Bana Zipposuyla türlü türlü yakış tekniklerini sergiliyordu, en sevdiği objesiydi..Ancak o canım Zippo’yu sadece bir sene kullanabildi.






Facebook
Flickr
Twitter